|
|
Duran Kalkan: Süreç savaşa doğru gidiyor
25 Ocak 2010 Pazartesi Saat 22:39

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, demokratik siyasete dönük tutuklama ve saldırıların savaş ilanı anlamına geldiğini belirtti.
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, demokratik siyasete dönük tutuklama ve saldırıların savaş ilanı anlamına geldiğini belirtti.
DTP'nin kapatılması ve aralarında belediye başkanlarının da olduğu Kürt siyasetçilerin tutuklanmasını Kürt tarafınca savaş ilanı olarak tanımlandı. Yerel seçimlerden bu yana bölgede aktif siyaset yapan 900 civarında kişinin cezaevlerine konulması bölgede gerginliği tırmandırırken KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, sürecin savaşa doğru gittiğine dikkat çekti.
'Dayatılan saldırı politikaları tehlikeli bir süreci başlatmış bulunuyor. Kürt halkı demokratik siyasete dönük saldırıları bir savaş ilanı olarak tanımladı. AKP Türkiye'yi savaşa götürüyor, süreç savaşa doğru ilerliyor' diyen Kalkan, kapsamlı bir askeri operasyonun da gündemde olduğuna dikkat çekiyor.
Milli Güvenlik Kurulu'nda PKK'yi imha ve tasfiye amaçlı yeni bir saldırı planı hazırlandığını ve AKP hükümetinin de bu planı uygulamaya koyduğunu söyleyen Kalkan yürütülen diplomatik faaliyetlerin de savaş çalışmasının bir parçası olduğunu kaydetti.
Kürt yönetimi ile Türkiye arasında yapılan görüşmelerin 'Kerkük-PKK pazarlığı' şeklinde yapıldığını anlatan Kalkan, yapılan bu pazarlıkların kamuoyuna açıklanmasını istedi. Kalkan sorularımızı yanıtladı.
Türk hükümetinin açıklamalarına bakılırsa tasfiye bir süreçtir ve bu süreç ince ince örülüyor. Hem iç hem de dış politikalarının temel hedeflerinden biri de budur. Bunun size yansıması nedir?
Türk devletinin PKK'yi tasfiye etme istem ve çabası yeni olan bir durum değildir. AKP de böyle bir tasfiye politikası yürüttüğüne göre, devletin 12 Eylül 1980 darbesinden bu yana yürüttüğü politikayı devralıp sürdürüyor demektir. Bu bakımdan bize karşı imha ve tasfiye amaçlı saldırının yürütülüyor olması yeni bir şey değildir. Diğer yandan, elbette PKK gibi bir özgürlük hareketini; önderliği ve öncüsü olan, yirmi altı yıllık savaş içinde yenilmezliği kanıtlanmış bir kahraman gerillası bulunan, yediden yetmişe milyonlar halinde Kürt halkını ayağa kaldırabilen bir halk direniş hareketinin bir vuruşla, öyle kısa bir sürede ya da birden bire tasfiye edilmesi mümkün değildir. Eğer bu hareket imha ve tasfiye edilebilecekse bile bunun bir sürece yayılacağı, hem de çok uzun bir süreci kapsayacağı açık bir durumdur. Bu bakımdan da PKK'yi tasfiye çabalarının ya da planlarının uzun bir süreci içine alması doğaldır. Böyle olmasa zaten olguya denk düşmez, gerçekçi olmaz, kesinlikle her hangi bir inandırıcılığı bulunmaz. Bu bakımdan da PKK'yi tasfiye etme çabalarının bir süreç meselesi olduğunu söylemek de çok ciddî, anlamlı ve de yeni bir şey değildir.
Diğer bir nokra ise, PKK'nin imha ve tasfiye edilme amacı Türkiye'nin temel hedeflerinden sadece bir tanesi değildir, esasıdır, tekidir. Şu an Türk devletinin ve AKP hükümetinin ekonomiden kültüre kadar, iç ve dış politikalarının bağlı olduğu tek hedef PKK'nin tasfiye edilmesi hedefidir. Bütün programlar, planlar, gizli-açık bütün ilişki ve anlaşmalar kesinlikle bu tek hedefe bağlı olarak sürdürülmektedir. Bu, AKP'den öncede böyleydi. Nitekim AKP hükümeti de aynı devlet politikasını sürdürmektedir.
İfade ettiğimiz gibi PKK'yi imha ve tasfiye etmeye çalışmak yeni bir durum değildir. 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesinin temel amacı buydu ve bu doğrultuda tam otuz yıldır yaşanan bir savaş var. Onlarca hükümet geldi geçti, yine onlarca Genelkurmay Başkanı değişti, sayısız imha ve tasfiye planları hazırlandı, Türkiye'nin ekonomik, sosyal, siyasî, ideolojik, psikolojik, kültürel bütün imkanları seferber edildi, Türkiye'nin bütün dış ilişki ve ittifakları bu amaç doğrultusunda kullanıldı. Bu imha ve tasfiye amacı 12 Eylül faşist askeri darbesi temelinde bu yürütüldü, yine bu 15 Şubat uluslararası komplosu temelinde. Şimdi de yürütülen aynı politikadır. Bunda bir değişikliğin olmadığı, AKP'nin bundan önceki hükümetlerin yürüttüğü politikaları aynen sürdürdüğü, herhangi bir değişiklik yapmadığı açığa çıkıyor, anlaşılıyor. Bu ifadeler bunu içeriyor. Dolayısıyla AKP'nin 'ben farklıyım, demokrasi getiriyorum, yenilikçiyim, benden öncekilerden ayrıyım' demesinin gerçekte yalandan başka bir şey olmadığı açığa çıkıyor. AKP'nin kendi izlediği politikaların kendisinden önceki hükümetlerden farklı olduğunu söylemesi basit bir demagoji ve yalandan başka bir şey değildir. Bu bakımdan kendisinden önceki hükümetlerden devralmış olduğu politikayı hayata geçirmek için, İslami söylemi de kullanarak, toplumların dini duygularını da bu inkâr ve imha savaşına alet ederek tüm gücüyle çalışmaktadır. İşin esası budur.
AKP'DEN DAHA İDDİALILARI VARDI
Fakat tasfiyeyi amaçlamak, bunu bir süreç olarak planlamak doğru da, bunun nasıl olacağı, nasıl başarılacağı konusu sorundur. Sorun burada düğümlenmektedir. Yoksa PKK'yi düşman ilan etmek, tasfiyeyi hedeflemek, imha ve tasfiye etmek için yeni planlar hazırlamak yeni bir durum değildir. Dolayısıyla AKP'nin yaptığı bir yenilik yok. Bunu kendisinden öncekiler de amaçlıyorlardı da, başarılı olamadılar. Kendisinden öncekilerinin başaramadığını AKP nasıl başaracaktır? Bu tasfiye hedefini nasıl gerçekleştirecektir? Bu süreci ördüğünü söylüyor da, kendisinden önce de bunu söyleyenler vardı. Ya bitecek ya bitecek diyenler vardı. Türkiye'nin bütün imkanlarını seferber eden, pazara süren topyekun savaşçılar, çete yönetimleri vardı. Dikkat edilirse hepsi başarısız kaldı, boşa çıktı. Onlar AKP'den daha iddialıydılar, daha saldırgandılar, daha hilebazdılar, fakat hiçbirisi de başarılı olamadı. O bakımdan AKP'nin böyle bir şeyi söylüyor olması ciddî bir anlam ifade etmiyor. Esas olan, bu işi nasıl başaracağını ortaya koymasıdır, başarma konusunda diğer kendisinden önceki yönetimlerden farklı olarak neleri hedeflemektedir, neler yapmaktadır, onları ortaya koymalı. Yoksa aynı özel savaş sistemini sürdürerek PKK karşısında başarılı sonuç alınamayacağı, sayısız hükümetin icraatından ve yaşadığı sondan ortaya çıkmıştır.
Bu anlamda biliniyor ki, AKP PKK'yi imha ve tasfiye etmek amacıyla ve böyle bir görev verilme temelinde iktidara getirildi. 3 Kasım 2002 seçimlerinde AKP henüz bir parti bile değildi, büyük kongresini bile yapmamıştı. Peki, nasıl tek başına iktidar oldu? Elbette ki ona böyle önemli bir görev verildi ve bu görevi yerine getirsin diye başkaları tarafından desteklenerek iktidar yapıldı. Onu ABD destekledi, Genelkurmaya Başkanlığı destekledi. Yani hem dışta küresel sistemin, hem de içte devlet yönetiminin onayını aldı, onların izledikleri politikaları esas alıp takip edeceği, başarıya götürmek için çalışacağı sözünü verdi de o temelde önü açıldı, güç ve imkân buldu ve iktidara geldi. AKP'nin o temelde iktidar yapılması, daha parti olmadan bir seçimde birden bire tek başına hükümet kuracak kadar oy alması uluslararası komployu başarıya götürme göreviyle yüklü olması nedeniyleydi.
İşte 15 Şubat komplosunun on birinci yılının sonuna doğru gidiyoruz. Uluslararası komplonun kendisi PKK'yi imha ve tasfiye saldırısıdır, hem de küresel sistem düzeyinde yürütülen iç-dış bütün güçleri kapsayan planlı bir saldırıdır. Bu saldırının Önder Apo'yu hedeflediği ve Önder Apo'nun imhası ya da etkisizleştirilmesi temelinde PKK'nin tasfiye edilmesini öngördüğü, böylece Kürt toplumu üzerindeki inkâr ve imha siyasetini başarıya götürmek istediği, uluslararası komplonun stratejisinin bu temelde oluşturulduğu ve böyle bir stratejik planlama doğrultusunda pratikleştirildiği biliniyor. Bunu ABD-İngiltere-İsrail ittifakının örgütleyip yürüttüğü, Ortadoğu'da, Asya'da, Avrupa'da, Afrika'da birçok devletin de bu planlı saldırıda rol oynadığı biliniyor.
ABD'NİN PLANI BAŞARISIZ KILINDI
Türk devleti esas olarak uluslararası komployu Ecevit hükümetiyle başarmak istedi. Ecevit hükümetine ANAP ve MHP'yi de ekledi. Böylece Türkiye'de var olan temel eğilimleri bünyesinde birleştiren etkili bir koalisyonlar bu uluslararası komplo planını başarıya götürmeyi öngördü. Fakat ABD'nin örgütleyip yürüttüğü kimvurduya getirme planı, bu temeldeki imha başarısız kılındı. Ardından Önder APO'nun İmralı'daki direnişi, Hareketimizin ve Kürt halkının bütünlük içerisinde komploya karşı 'Güneşimizi Karartamazsınız' şiarı etrafında geliştirdiği fedaî direniş kampanyası karşısında idama dayalı imha da boşa çıkartıldı. Bunun ardından Ecevit başkanlığındaki koalisyon hükümeti çerçevesinde, İmralı işkence sistemine dayanılarak yürütülen çürütme politikası da boşa çıkartıldı, başarısız kılındı, yenilgiye uğratıldı. Bu başarısızlığın sonucundadır ki, 2002'nin güzünde Ecevit hükümeti kısa bir sürede paramparça olup gitti. Deyim yerindeyse gümbür gümbür devrildi.
Türkiye'de uluslararası komplo çerçevesinde yürütülen saldırıya katılmamış, taze güç olarak kalmış tek akım ılımlı İslami akımdı. Ona da 28 Şubat 97 post-modern darbesiyle bir operasyon yapılmış, içinden teslim alınmış bir akım olarak Tayyip Erdoğan'ın başının çektiği çizgi ortaya çıkartılmıştı. İşte Ecevit hükümetinin komplo siyasetini başarıyla yürütemediği, başarısız kaldığı bir ortamda, son bir hamle olarak bu ılımlı İslami akıma güç ve destek verildi, bu akım görevlendirildi, onun önü açıldı. Demek ki 3 Kasım 2002 seçimlerinde AKP kendi başına değil, bir görev temelinde ve yoğun bir destekle iktidara geldi. Bu görev de uluslararası komplo çerçevesinde PKK'yi imha ve tasfiye etme göreviydi. AKP sekiz yıldır bu temelde gece-gündüz demeden saldırı yürütüyor, çalışıyor. Başta Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP'yi oluşturan güçler gerçekten de fır dönüyorlar. Dünyayı, Ortadoğu'yu karış karış dolaştılar. Türkiye'yi, Kürdistan'ı ilçe ilçe dolaştılar. Gece-gündüz demeden çalıştılar, ömürlerini buna verdiler. Sekiz yıldır her alanda yaptıkları işin bir tek hedefi vardı: PKK'nin imha ve tasfiye edilmesi. Bunda herhangi bir kuşku yoktur. Bunu birçok sahte söylemle, yalanla, demagojiyle yürütmeye, maskelemeye, üstünü örtmeye çalıştılar, ama gerçek, bütün bu söylemlerin altında ulaşılmak istenen hedef PKK'nin imha ve tasfiyesiydi. Bugün de buna devam ediyorlar.
AKP'nin tasfiye plânını uyguluyorum demesi neden anormal bulunuyor, tartışılıyor, aslında burayı anlamak zordur. Bu şunu gösteriyor: Demek ki Tayyip Erdoğan'ın, AKP sözcülerinin demagojileri, yalanları, psikolojik savaş kapsamında ikiyüzlüce söyledikleri etkili olmuş, insanları şu veya bu biçimde etkilemiş, onlarda farklı gelişmelerin olacağı yönünde beklentiler oluşturmuş. İşin yanlış tarafı, garip tarafı, tehlikeli yanı budur. Hâlbuki bütün bunların hepsi yalandı, demagojiydi. Gerçekte AKP zaten PKK'nin imha ve tasfiye edilmesi amacı temelinde görevli olarak hükümete getirildi. Bu doğrultuda da tüm gücünü PKK'nin imha ve tasfiyesi için seferber etti, sürdürdü. Psikolojik savaştan askeri saldırılara kadar, ekonomik savaştan diplomasiye kadar her alanı bu doğrultuda kullandı. Sonuç, halen başladığı noktada olmasıdır, hatta daha geriye düşmüş bulunmasıdır. Esas tartışılması gereken, AKP'nin imha ve tasfiye politikası yürütüyor olması değil de, bu politikada sekiz yıldır sonuç alamamış, başarısız kalmış, yenilmiş olmasıdır.
AKP İNKAR VE İMHA SİYASETİNİ KAYBETTİ
Peki neden bu tartışılmıyor?
Anlamıyoruz, alsında herkesin görmesi, anlaması, tartışması gereken de budur. Sanki AKP PKK'yi imha ve tasfiye etme amacına yeni sarılmış gibi bir hava veriliyor. Hayır, sekiz yıldır bunu yürütüyor. Sekiz yıl önce 3 Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelirken temel görevi, amacı buydu. Sekiz yıldır bu doğrultuda pratik yürüttü. Peki, hangi sonuçları aldı? PKK'yi ne kadar zayıflattı, imha ve tasfiyeyi ne kadar geliştirdi? Kendisinden önceki hükümetlerden öteye başarı nerdedir? Esas olarak bu sorulmalı, bu sorgulanmalıdır.
Aslında AKP 29 Mart 2009 yerel seçimleriyle yenilgiye uğramış, bitip gitmiştir, dolayısıyla artık tutulup atılması gerekiyor. Bu gerekirken, yeniden böyle sahte bir sözle, yalanla, demagojiyle, sanki işe yeni başlıyormuş gibi bir hava vermeye çalışıyor ve âlem de buna kanıyor, aldanıyor. Millet o kadar sıkışmış ki, AKP'nin gerçeğini görmek yerine, yalana dayalı söylediği bu bir iki söze kulak kabartma, acaba olabilir mi diye önem verme yaşanıyor. Yoksa olan, gerçekleşen AKP'nin yenilmiş, başarısız kalmış olmasıdır. Bu doğrultuda en son 2009 yılı çok önemli sonuçlar verdi. Bu sonuçlardan birincisi, 29 Mart yerel seçim sonuçlarıydı. Bunun referandum olduğunu kendileri söylediler. 29 Mart 2009 referandumunu AKP kaybetti, AKP'nin yürüttüğü inkâr ve imha siyaseti kaybetti. Referandumu Kürt halkı, Kürt Özgürlük Hareketi, Demokratik Özerklik çözümü kazandı, hem de yüzde yetmişi aşan bir oy oranıyla bu gerçekleşti. Bu olguyu kimse görmezde gelemez, yok sayamaz, silip atamaz. 29 Mart yerel seçim sonuçları yok sayılamaz. Sanki böyle bir yaklaşım, hava var. Unutturma, yok sayma, dolayısıyla da başka sözleri öne çıkartmayı içeren tutumlar gözüküyor. Bu yanlıştır. AKP 29 Mart 2009 yerel seçiminde siyaseten yenilip artık tarihi işlevini tamamlamıştır. Amiyane deyimle tarihin çöp sepetine atılmıştır. Bu durumu hiç kimse göz ardı edemez, örtemez, görmezden gelemez.
İkinci olarak, bu durumu değiştirmek üzere AKP'nin 'açılım', 'çözüm' adı altında geliştirdiği ikiyüzlü, yalancı politika da deşifre edilmiştir. Açılım, çözüm adı altında ve Türkiye'yi demokratikleştiriyorum diyerek toplumu kandırmaya çalışan gerçeği, Önderliğimizin ve Hareketimizin yoğun, oldukça duyarlı politikaları ve çabalarıyla başarısız kılımmış, yenilgiye uğratılmıştır. AKP'nin bu sözler altında demokratikleşmeyi değil, aslında sinsi bir biçimde eski politikaları yürütmeye çalıştığı, yani Kürt Özgürlük Hareketini imha ve tasfiye etme çabası içinde olduğu açığa çıkartılmıştır. AKP'nin maskesi düşürülmüştür. Açılım ve çözüm söylemlerinin yalan ve içi boş laf olduğu, bu söylem altında aslında gizli ve sinsi bir biçimde imha ve tasfiye politikasını devam ettirmeye çalıştığı açığa çıkartılmıştır. Şimdi AKP'nin sürece dayalı bir tasfiye politikası yürütüyor denmesinin, bunun tartışılmasının ve sanki bunun yeni bir şey gibi gösterilmesinin nedeni, bunun oldukça demagojik, ikiyüzlü, maskeli bir biçimde yürütülüyor olmasının deşifre edilmiş, açığa çıkartılmış, oyunun bozulmuş olmasıdır. AKP'nin maskeli yüzü açığa çıkartılmış, maskesi düşürülmüş, ikiyüzlülüğü bozulmuş, açılım ve çözüm söylemi adı altında otuz yıldır yürütülen imha ve tasfiye politikasını yürütmeye çalıştığı herkese gösterilmiştir. Bu da oldukça önemli bir siyasî durumu ifade ediyor. AKP'nin başarısızlığını, yenilgisini gösteriyor. AKP'ye karşı Kürt Özgürlük Hareketinin kazandığı ikinci büyük başarıyı temsil ediyor. 2009 yılında böylesi önemli iki sonuç alınmıştır.
DEVLETİN HEDEFLEDİĞİ İKİ SONUÇ VAR
AKP'nin maskesi düşüp gerçek yüzü açığa çıkınca, artık AKP sözcüleri de sözlerini yaptıkları pratiğe uygun olarak söylüyorlar. Demokratik açılım, Kürt açılımı söyleminden vazgeçtiler. Şimdi 'Milli birlik projesi' yürütüyoruz diyorlar. Yani PKK'yi imha ve tasfiye politikasını yürüttüklerini alenen söylüyorlar. Bu artık açık, anlaşılır bir durum oluyor. Bu noktada da yeni bir durum yoktur. İmha ve tasfiye amaçlı planlı saldırı topyekun savaş konsepti temelinde sürdürülüyor. Bu saldırı Önderliğimizi, Hareketimizi, gerillayı, halkı, demokratik siyaseti, kısacası herkesi hedefliyor. Bu saldırıda her türlü yöntem ve araç kullanılıyor. Açık saldırılardan gizli-hileli saldırı yöntemlerine kadar hepsine yer veriliyor. Ekonomiden orduya, sosyal, siyasî güçlerden diplomasiye ve psikolojik savaşa kadar bütün toplumsal yaşam alanları AKP'nin yürüttüğü imha ve tasfiye amaçlı özel savaşta kullanılıyor. Bu da gözle görülecek biçimde açık bir gerçektir. Bu anlamda Kasım 2009'dan bu yana yaşanan çok sert bir çatışma vardır. Bunu yaratan AKP hükümetinin geliştirdiği saldırılardır. Buna karşı Önderlik, Hareket ve halk olarak Kürtler de direniyorlar, hem de yiğitçe, kahramanca direniyorlar. Bütün kesimler birlikte direniyorlar; AKP'nin imha ve tasfiye amaçlı planlı saldırısını boşa çıkartmak ve yenilgiye uğratmak üzere gerçektende bir ölüm-kalım direnişi içindeler. Bu direniş özgür geleceği öngörüyor. Demokratik bir direniş, insani bir direniş oluyor. Bu direniş geliştikçe de AKP'nin faşist, özel savaşçı, yalancı, hilekar, riyakar yüzü ve gerçeği herkes tarafından görülebilecek düzeyde açığa çıkıyor.
AKP'nin yürüttüğü bu saldırılarla Türk devletinin ulaşmak istediği iki sonuç var. Birincisi, böyle ikiyüzlü, yalancı, hilekar bir politikayla, aslında gerçekleştirilmesi gereken Kürt sorununa demokratik çözüm süreci tasfiye edilmeye çalışılıyor. Yani gelip dayatılan Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi süreci, bu faşist, özel savaşçı güçler tarafından bu biçimde boşa çıkartılmaya çalışılıyor, çözüm engellenmek isteniliyor. Kürt sorunun çözümü, Türkiye'nin demokratikleşmesi bu biçimde engellenmeye, çözüm için ortaya çıkan veriler, imkanlar tasfiye edilmeye çalışılıyor. İkincisi, mümkünse PKK'nin zayıflatılması, daraltılması amaçlanıyor. Bu ikincisine çok umut bağlamıyorlar. Çünkü bu, uzun süredir yürüttükleri bir savaş durumudur ve başarılı olamamışlardır. Elbette bu temel amaçtan kopmuyorlar, fırsatları bu konuda değerlendirmeye çalışıyorlar, ama şimdi AKP'yle gerçekleştirilmek istenen esas hedef, Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi için oluşmuş olumlu sürecin tasfiye edilmesidir. Bu süreç de çeşitli oyunlarla demokratik çözüm engellenerek bu gerici, faşist, tekelci, despotik, özel savaşçı iktidarın ve sistemin ömrünün uzatılmasıdır. AKP bu güçlere hizmet ediyor ve bu güçlerin ömrünü uzatmaya çalışıyor. AKP'nin yaptığı tamamen budur.
AKP SAVAŞA SÜRÜKLÜYOR
Aylardan beri Kürdistan'ın ve Türkiye'nin birçok ilinde yüzlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı. Genç yaşlı herkesi gözaltına alıyorlar. Süreç nereye doğru gidiyor?
Kuşkusuz Kürt sorununun çok yönlü dayatan çözümünün engellenmesi, çözümsüzlüğün derinleştirilerek sürdürülmesi Türkiye açısından ciddî bir tehdit ve tehlike yaratıyor. Kürt toplumunun varlığı ve geleceğini de kuşkusuz ciddî biçimde tehdit ediyor. Bu kadar çözüm imkanlarının oluştuğu, çözümün kendisini dayattığı bir ortamda, bunun gerçekleşmemesi, çözümsüzlüğün sürdürülmesi, gelecek açısından daha derin bir çatışmanın verilerini hazırlıyor. Türkiye ve Kürt toplumu için tehlikeden kasıt budur. Dolayısıyla bugünü inkâr ve imha sistemi tarafından kurtarmaya çalışan AKP, Türkiye'nin geleceğini ciddî bir biçimde tehdide ve tehlikeye sokuyor. Bunu herkesin görmesi gerekiyor. Biz bunu defalarca ifade ettik, birçok çevreyi uyardık. Türkiye'nin geleceği açısından bunun çok ciddî bir durum olduğunu söyledik. Nitekim bu doğrultuda dayatılan saldırı politikaları daha şimdiden böyle bir tehlikeli süreci başlatmış bulunuyor. İşte bu çözümsüzlük dayatmasının sonucu Kasım'dan bu yana gelişen gerginlik ve çatışma durumudur. Türkiye'nin her tarafından linç olayları gelişiyor, faşist histeri ayyuka çıkıyor. Artık Türkiye'de, sivil toplumun güvenlik içinde yaşayacağı bir ortamın kaybolmakta olduğu bir durum gelişiyor. Diğer yandan, sivil topluma, demokratik siyasete dönük çok kapsamlı bir tasfiye planı, tutuklama operasyonu yürütülüyor. Binlerce insan soruşturmaya alındı, bine yakını tutuklandı, cezaevleri yeniden Kürt demokrat çevreleriyle, siyasetçileriyle dolduruldu. Baskı, işkence, teslim alma, korkutma, ajanlaştırma faaliyetleri çok yönlü bir biçimde ve açıktan yürütülüyor.
29 Mart yerel seçimlerini kaybeden ve açılım yalanı adı altında yürüttüğü imha ve tasfiye planı açığa çıkan, maskesi düşen AKP, şimdi tüm gücüyle Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye edebilmek için çok yönlü bir saldırı yürütüyor. İmralı'da Önder Apo üzerindeki baskı, saldırı had safhada artmış durumda. Önder Apo buna 17 Kasım darbesi dedi. Önder Apo'nun yeri değiştirildi, ağır bir baskı ve işkence altına alındı. İşkence sağlık durumundan dolayı fizikidir, psikolojiktir. Bu durumun ölüm kuyusuna atılmak olduğunu ifade etti Önder Apo. Buna karşı da, İmralı'ya götürülen tutuklular da dahil, görüşe çıkmama yönünde bir direniş var. Diğer yandan 11 Aralık'ta DTP kapatıldı. Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un milletvekillikleri düşürüldü. Otuz yedi siyasetçiye beş yıllık siyaset yasağı getirildi. 24 Aralık'tan bu yana da yeniden ve çok daha kapsamlı bir biçimde bir tutuklama operasyonu yürütülüyor. 14 Nisan 2009 tarihinde başlatılan DTP'yi tutuklama operasyonu, bütün demokratik çevrelere, insan hakları savunucularına yayılmış olarak ve yaygınca yürütülüyor.
BASKILAR 12 EYLÜL'Ü ANDIRIYOR
Bu kapsamda gerçektende 12 Eylül dönemini andıran baskılar, tutuklamalar var. Gece yarılarında, şafaklarda evler basılıyor, çocuklar korkutuluyor, insanlar sürükleniyor, kelepçeleniyor, sorgu odalarına, zindanlara götürülüyor, belediye başkanları, parti yöneticileri kelepçeleniyor, sıra sıra diziliyor ve sorgu odalarına taşınıyor. 12 Eylül faşist darbesi dönemlerini çağrıştıran, onlara benzeyen olaylar yaşanıyor. Bunların hepsi göz önünde, açıktan gerçekleşen durumlardır. Ve hepsi bir plân dâhilinde yürütülüyor. AKP hükümetinin hazırladığı PKK'yi imha ve tasfiye plânının birer parçası olarak sürdürülüyor. Zaten adına PKK operasyonu veya KCK operasyonu diyorlar. Hâlbuki bu tutuklananların, gözaltına alınan insanların PKK'yle de, KCK'yle de ciddî bir ilişkileri yoktur. Bunlar Kürt yurtseveridirler, Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını istiyorlar, fakat PKK'li değildirler. Zaten PKK'li olmaları mümkün değil, olsa olsa PKK'ye dost olabilirler. Bu gerçek bilindiği halde, ucuz bir suçlamayla, hemen hepsine PKK ya da KCK'lidir suçlaması yapıştırılıyor ve insanlar tutuklanıp zindanlara konuyor. Tutuklananların, zindana konanların PKK'li ya da KCK'li olmadıklarını bu kararı verenler, operasyonu yapanlar da biliyorlar. Zaten uydurulmuş bir gerekçe olarak bu suçlamayı geliştiriyorlar. Şimdiye kadar tutuklananlar hakkında herhangi bir dava açabilmiş değiller. Hâlbuki tutukladıkları insanlar yasalar çerçevesinde demokratik siyaset yapıyorlar, kültürel çalışmalar yürütüyorlar, propaganda yapıyorlar. Bunlar Türkiye yasaları çerçevesinde örgütlenip demokratik mücadele yürüten güçlerdir. Hep böyle kalmışlar, bundan öte bir siyaset yapmamışlar. Şimdi de yürüttükleri siyaset budur. Bunların bilinmesine rağmen yine de PKK'li veya KCK'li suçlamasıyla bu insanlar tutuklanıyor, zindanlara konuyor.
DEMOKRATİK SİYASET TASFİYE EDİLİYOR
Bununla ne yapılmak isteniyor, nedir amaç?
Bu çok nettir; demokratik siyaset tasfiye ediliyor, etkisiz hale getiriliyor. 2007 ve 2008'de gerilla etkisiz kılınarak Kürt Özgürlük Hareketi tasfiye edilmek istendi. Önce gerillanın etkisiz kılınması, sonra demokratik siyasetin dağıtılması ve bu biçimde imha ve tasfiye planının başarılması öngörüldü. Bu planın gerillanın direnişiyle yenilgiye uğratılması, boşa çıkartılması, öyle anlaşılıyor ki, bir öncelik değişikliği ortaya çıkardı. Bu sefer önce demokratik siyaseti tutuklayarak etkisizleştirmeyi, bunun ardından kapsamlı bir askeri operasyonla, saldırıyla gerillanın ezilip, darbelenip Kürt Özgürlük Hareketine dönük yürütülen planlı imha ve tasfiye saldırısı başarıya götürülmek isteniyor. Bu amaç nettir. Bu konuda AKP kararını vermiş, planını hazırlamıştır. AKP ile Genelkurmay'ın tam bir görüş birliği vardır. Hatırlanacağı üzere, AKP ve Genelkurmay yürüttükleri projeye devlet projesi dediler. Doğrudur, bu bir devlet projesi, planıdır ve bu plan Milli Güvenlik Kurulu tarafından hazırlanmış, AKP hükümeti tarafından da icra edilmektedir. Açık olan, net olan durum budur. Şimdi bunu çok iyi görmek ve anlamak gerekiyor.
GERİLLAYI KUŞATMA OPERASYONU
Nedir bu planın esasları?
Öncelikle gözaltılar, tutuklamalar, baskılarla demokratik siyaseti tasfiye edip Kürt Özgürlük Hareketini demokratik siyaset alanında daraltmak; ikinci olarak, ABD'yle, AB'yle, Suriye'yle, Irak'la, İran'la, Güney Kürdistan Yönetimi'yle, Ermenistan'la ilişkiler kurarak Kürt Özgürlük Hareketini diplomatik alandan da zayıflatmak, sınırlandırmak, böylece içten ve dıştan kuşatmaya alınan, daraltılan, dağda sınırlandırılan, kuşatılan gerillaya dönük kapsamlı bir askeri operasyonu gerçekleştirerek, geçen dönemde yürüttüğü operasyonlarla alamadığı askeri başarıyı almak. Şimdi bu planın hedefi, amacı budur. Demokratik siyasete dönük yapılan saldırılar, tutuklamalar kesinlikle bu plan doğrultusundadır. Bu, PKK'nin, yani gerillanın kuşatma altına alınması operasyonudur. Önce kuşatma altına al, sonra daha kapsamlı askeri saldırılarla darbe vurmaya çalış, ez, tasfiye et!
KERKÜK-PKK PAZARLIĞI AÇIKLANMALI
İşte planlanan, hedeflenen, yürütülen kesinlikle budur. DTP'ye (şimdi BDP'lilere), bunun dışındaki demokratik çevrelere dönük operasyonlar da, yine Başbakan'ın ve Dışişleri Bakan'ının yürüttüğü diplomatik faaliyetler de tamamen bu plan çerçevesindedir. Yani PKK'yi kuşatma altına alma planı doğrultusundadır. ABD'yle yapılan görüşmelerde bu tartışılmıştır. Irak yönetimiyle, Güney Kürdistan Yönetimi'yle, üçlü mekanizma temelinde yapılan toplantılarda da bu görüşülmüştür. Yani Kerkük-PKK pazarlığı ciddi biçimde yapılmıştır. Dolayısıyla yapılan bu pazarlıklar kamuoyuna açıklanmalıdır. Türkiye Güney Kürdistan yönetimine ne vaat etmiştir? Hangi tavizler vermeyi öngörmüştür? Neyi pazarlamıştır? Karşı teklif olarak neler almıştır? Bu çerçevede neleri tartışıyor, ne tür kararlar veriyor? Bunların açıklanması gerekiyor. Aslında basının bu konuların arkasına düşmesi, araştırması, bunları açığa çıkartması gereklidir.
SÜREÇ SAVAŞA DOĞRU GİDİYOR
Bu anlamda mevcut imha ve tasfiye planı bir savaş planıdır. Çok daha kapsamlı bir saldırı planıdır. Bunu biz çok iyi görüyor, anlıyoruz. Onun için süreç zaten büyük bir savaş olarak sürüyor. Haklı olarak Kürt yurtseverleri, Kürt halkı demokratik siyasete dönük saldırıları bir savaş ilanı olarak tanımladı. Aynı zamanda yürütülen diplomatik faaliyetler de bir savaş çalışmasının birer parçası durumundadır. Eğer bunlarda başarı elde ederlerse, bu savaşın ikinci aşaması, ordunun harekete geçirilerek çok daha kapsamlı bir operasyonun Kuzey'de, Güney'de geliştirilmesi olacaktır. Yani savaş tırmanacak, gelişecek. AKP Türkiye'yi savaşa götürüyor, süreç savaşa doğru ilerliyor. Bunu herkes görmeli, anlamalı. Bunu görüp anlamamak için kör olmak lazım. Yoksa niye bu kadar demokratik siyasetin üzerine gidilsin? Yoksa niye Hewlêr'e kadar gidip Güney Kürdistan yönetimiyle gizli görüşmeler yapılsın? Yine niye Türkiye Hewlêr'e konsolosluk açma vaadinde bulundu? Bunu neyin karşılığı olarak pazarlıyor? Bu durumun ciddi biçimde değerlendirilmesi, anlaşılması gereklidir.
Aslında savaş başlamıştır. Kasım'dan bu yana kapsamlı bir imha ve tasfiye saldırısı söz konusudur. Bu süreç 17 Kasım İmralı darbesiyle başladı. Bir olguya darbe demek öyle basit bir olay, geçici bir olay değildir, dolayısıyla 17 Kasım darbesi devam etmektedir. Bu darbenin Önder Apo'ya dönük saldırı yönü vardı; o geliştirilerek sürdürülüyor. Bu darbenin halka ve demokratik siyasete dönük yönü var; bu geliştirilerek, yayılarak sürdürülüyor. Her alanda polis baskısı, operasyonu had safhada sürdürülüyor. Kürt halkı bu saldırılarda şimdiye kadar üç şehit, onlarca yaralı ve yüzlerce tutuklu verdi. Bu alanda kıran kırana bir mücadele sürüyor. Bu saldırının diplomatik boyutu var. İşte Tayyip Erdoğan, Beşir Atalay, Ahmet Davutoğlu fır dönüyor, her türlü imkanı değerlendiriyorlar. Biraz daha fazla silah alabilmek, uçak alabilmek için İsrail'e yalvar yakar ediyorlar.
ASKERİ SALDIRIYA HAZIRLANIYORLAR
Bu saldırının gerillaya dönük boyutları nelerdir?
Zaten şimdiden var. Fırsat buldukları ölçüde kar-kış demeden operasyon yapıyorlar, her an çok daha kapsamlı bir askeri saldırı içine de girebilirler. İlker Başbuğ geçmişte de benzer büyük operasyonlar planlayıp uygulamaya koydurtmuştu. Zaten kendisini plancı sayıyor. Öyle anlaşılıyor ki şimdi de böyle bir kapsamlı askeri saldırıya hazırlanıyorlar. Yani imha ve tasfiye planını halka, demokratik siyasete, Önderliğe dönük bir saldırıyla başlattılar, gerillaya dönük kapsamlı askeri saldırılarla da boyutlandıracaklar. Önümüzdeki süreçte böyle gelişmeler olabilir. Mevcut durum kesinlikle bunu gösteriyor. Bu konuda herkes dikkatli, duyarlı olmalı, mevcut durumu iyi görmeli ve anlamalı. Yapılan saldırıların dar kapsamda, sadece demokratik siyasetle sınırlı kalacağı düşünülmemeli. Bunun için de sürecin daha büyük bir savaşa, çatışmaya doğru gittiği açıktır. Bunu görelim, anlayalım, bilelim, buna göre hazır olalım. İşin gerçeği budur.
Bu yeni saldırı planı başarılı olur ya da olmaz, o ayrı bir konudur. Bazıları buradan bakarak yapılanları yetersiz değerlendiriyorlar. Bence öyle yanılgılara da düşmemek gerekli. Örneğin, 'Türk devleti yirmi altı yıldır savaşmış, bir sonuç alamamış, savaşı geliştirmez' deniliyor. 'Mevcut durumda AKP'nin imkanları daha az, sınırlıdır, dolayısıyla savaşta başarılı olma şansı geçmişe göre daha da azalmıştır' deniliyor. Bunlar doğru değerlendirmeler, fakat böyle olması demek mevcut durumda AKP hükümetinin imha ve tasfiye amaçlı yeni bir saldırı başlattığı ve bu saldırıyı daha büyük askeri operasyonlara kadar vardıracağı durumunu ortadan kaldırmıyor, gölgelemiyor. Sadece başarılı olamaz değerlendirmesi yaparak AKP'nin ve Türk devletinin saldırıları yapmayacağı, az yapacağı sonucuna varmamak lazım. O tür değerlendirmeler yanlıştır. Sanki böyle anlayışlar, değerlendirmeler biraz etkili oluyor. Onun için saldırılara karşı hazırlıklı olmada, savunma geliştirmede yetersizlikler var. Bu duruma kimse düşmemeli. Başarılı olup olmayacağı ayrı bir konu, ama AKP hükümeti Milli Güvenlik Kurulu'nda PKK'yi imha ve tasfiye amaçlı yeni bir saldırı planı hazırlamıştır ve o planı uygulamaya koyuyor. Demokratik siyasete dönük saldırı bu çerçevededir. Bunu derinleştirerek sürdürecekler. Bunu herkes bilmeli, buna göre yaklaşım gösterilmelidir.
SERT MÜCADELE ORTAMINDAYIZ
AKP kendisini ikiyüzlü ve sahtekarca bir savaş hükümeti haline getirmiştir. AKP'nin gerçeğini, yüzünü iyi görelim. Savaşta iktidarını koruyor, çelişkileri tahrik ederek, gerginlik yaratarak, çatışmayı tırmandırarak iktidarda kalmayı hesaplıyor. Çünkü bu savaşı dayatmazsa iktidarda kalması mümkün değildir. 29 Mart yerel seçimleri ardından biz, 'AKP ya demokratik siyasi çözümü geliştirecek, yeni bir siyasi açılım yapacak ve iktidarda kalacak, ya da savaşı tırmandıracak, tam bir savaş hükümeti olacak, devleti kendine muhtaç kılarak iktidarda kalacak. Bunları yapamazsa da zaten yenilgiye uğramış bitmiş olacak' değerlendirmesinde bulunmuştuk. Dikkat edilirse demokratik siyasi çözümü geliştiremedi. Siyasî çıkış, açılım yapamadı. Açılım söylemi adı altında yaptıkları çok ikiyüzlü, yalan-dolandan başka bir şey olmadı. Kısa sürede ipliği pazara çıktı, bir şey yapamayacağı görüldü.
Şimdi iktidarını mevcut çatışmaları derinleştirerek, saldırıları arttırarak sürdürmeye ve uzatmaya çalışıyor. Belli ki, nihayet savaşta da daha ağır bir yenilgi alıp kendisinden önceki hükümetler gibi yok olup gidene kadar kendini bu doğrultuda kullandıracak. Bu bakımdan da içinde bulunduğumuz ortam bir savaş ortamı, sert mücadele ortamıdır. Özellikle Kürt halkı, Kürt yurtseverleri, demokratik çevreler bu gerçeği görmeliler. Bunu AKP hükümeti geliştirdi, tercih etti, kararlaştırdı. Hareketimizin, Önderliğimizin tek taraflı çatışmasızlık politikası temelinde geliştirmeye çalıştığı demokratik siyasi çözümü reddeden, ona karşı mevcut planlı imha ve tasfiye saldırısını dayatan AKP oldu. Bu oldukça nettir, açıktır. O zaman kimse artık daha fazla sözlere aldanmamalı, sürece basit yaklaşılmamalı. Bu süreç tehlikelerle dolu bir süreçtir, Bu sürecin içerdiği tehdit ve tehlike yeterince anlaşılarak buna göre bir yurtsever ve demokratik tutum, duruş ve mücadele geliştirilebilmelidir.
ANF
Bu yazı toplam 151 defa okundu.
|
|
|
| Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş. |
|
Kovara Vegernu | Rozeta Xwe Biafirîne
|