|
Öcalan’dan 4. ittifak önerisi
İSTANBUL (23.06.2006)- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukarlarıyla yaptığı haftalık olağan görüşmesinde Kürt sorununun çözümü amacıyla 3 temel çözüm önerisini içeren Demokratik Eylem Planı sundu. Kürtler ve Türkler’in 3 kez stratejik ittifak yaptıklarını hatırlatan Öcalan “4. Türk-Kürt Demokrasi ittifakı sağlanarak tehlikeli durum aşılır” dedi.

Avukatlarıyla haftalık olağan görüşmesini gerçekleştiren Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın Kürt sorununun çözümüne ilişkin önemli tespitlerde bulunduğu öğrenildi. Öcalan görüşmede geçen hafta Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve TBMM Başkanı Bülent Arınç'a gönderdiği mektupların içeriğini açıklayarak Demokratik Eylem Planı çerçevesinde Kürt sorununun çözümünü içeren 3 temel öneri sundu.
Öcalan dile getirdiği çözüm önerilerinde şunları belirtti: "Kürt sorununa ilişkin çözüm önerilerimi burada vermeye çalışıyorum ve devam edeceğim. Bu hafta demokratik bir eylem planı da açıklayacağım. Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanına yazdığım mektupta da çözüm önerilerimi belirtmiştim. Bugüne ilişkin Bir Demokratik Eylem Planı hayata geçirilebilir. Şehir ve Bölge Meclisleri artık hayata geçirilmelidir. Bu hedefi hayata geçirmek için çalışma yürütülmeli. Bunu sadece Kürtler'in yoğunlukta yaşadığı bölgeler için söylemiyorum.
Türkler de bu meclislere katılmalıdırlar. Şehir ve bölge meclisleri oluşturulur. Sonra bu meclisler halkın sorunlarını tespit eder. Örneğin Kürtlerin dil, kültür, kimlik talepleri bu meclislerde tartışılır, incelenir. Daha sonra bunlar bir rapor haline getirilip sorunlar ve çözüm önerileri halkın talepleri olarak TBMM'ye iletirler. Böylelikle meclisten bu sorunlarını çözmelerini isterler. Bu konuda DTP'ye ise büyük bir görev düşmektedir."
‘DTP DEMOKRASİ PLATFORMU KURMALI’
Kürt sorununun demokratik yöntemle çözülmesi konusunda Demokratik Toplum Partisi (DTP)'ye çok önemli görevler düştüğüne dikkat çeken Öcalan DTP'nin görevlerini şöyle sıraladı:
"Bütün DTP'liler demokratik aşkla dolu olmaları gerekir. Gittikleri her yeri bir demokrasi platformuna çevireceklerse görev alsınlar. Öyle koltuk veya başka şeyler için görev alacaklarsa yapmasınlar. Eş başkanlık kurumu gerekli ve önemli bir konudur. Yasal engel varsa de facto uygulanabilir. Yasal olarak biri bildirilir fiili olarak iki kişi tarafından yürütülür. Kimin bildirileceği önemli değil, önemli olan eşbaşkanlık kurumunun fiili olarak yürütülmesidir.
Ben burada Türkiye'nin sorunlarının çözümü için fikirlerimi dile getiriyorum. Bunlardan herkes istifade edebilir. Kürtler öyle akılsız değiller. Özgürlüğü biliyorlar artık. Ben özgürlük alanındaki boşluğu ve önemi bildiğim için özellikle kadın ve gençlik alanında müthiş bir kişilik yaratımına önem verdim. Bu konuda çok yoğunlaştım. Ve çok önemli bir düzeye ve geri dönülemeyecek bir noktaya geldik. Kürtler artık özgürlüğü bırakmazlar. Bu öyle parayla kıyaslanabilecek bir durum ve kavram değildir. İşte kaçanların durumu ortadadır. Beş yüz dolar ve bir kadın için kendilerini ne hale getirdiler. Benim kadın sorununa yönelik çözüm önerilerim herkes tarafından, bütün dünya tarafından bilinmekte. Kadına verdiğimiz bu önem herkesin dikkatini çekmekte. Hatta zaman zaman bu konu aleyhime dönderilmeye çalışılıyor."
“ALEVİLİK VE TÜRBAN SORUNUNA DA ÇÖZÜM”
Alevilerin Türkiye'de önemli bir topluluk olduğunu hatırlatan Öcalan, Alevilerin kendi sorunlarını “Demokratik Eylem Planı” çerçevesinde kurulacak şehir ve bölge meclislerine götürerek oradan da TBMM'ye çözüm talebi için sunabileceklerini dile getirdi. Türban sorununa da değinen Öcalan, "Mesela türbancılar cemaati de önemli ve büyük bir topluluktur. Türban sorunu da Türkiye'nin önemli bir sorunudur. Onlar da kendi sorunlarını bu şekilde meclise iletebilirler çözüm isteyebilirler. Benzer bir sistem Kürtler’in yaşadığı diğer ülkelerde de oluşturulabilir" dedi.
Çözüm önerileri arasında İran komalası, Suriye komalası, Irak komalası, Türkiye komalası kurularak sorunların birlikte ele alınması gerektiğini dile getiren Öcalan, sözlerini şöyle devam etti:
"Referandum sonucunda üç milyon iki yüz bin imza Avrupa konseyine iletildi sanırım. Benzer başka referandum çalışmaları da yapılabilir. Bu fikirleri ciddiye almak gerekiyor. Bu şekilde şehir ve bölge meclisleri oluşturulup tabandan katılım sağlanırsa, tepeden inmeci siyaset anlayışının aşılması sağlanabilir. Her zaman vurguladığım tabandan demokrasi bu şekilde pratikte hayata geçirilebilir. Küreselleşmenin yarattığı sorunlara karşı küresel demokrasiyi geliştirerek cevap verilebilir. Ben burada küresel demokratik toplumculuk fikrinin öne sürülmesi gerektiğini dile getiriyorum. Devletin de yeniden küresel anlamda tanımlanmaya ihtiyacı var. Benim devlet tanımım şudur; devlet siyasi tecrübenin ve uzmanlığın en üst düzeydeki organizasyonudur. Benim devlet tanımım ne etnik, ne de dinidir. Başka referanslara yer yoktur, modern devlet tanımıdır."
‘İRAN'DAN SONRA SIRA TÜRKİYE’YE GELEBİLİR’
Türkiye’nin sorunlarına gerçekçi yaklaşmaması ve sorunlarını demokratik bir çerçevede çözmemesi halinde İran'dan sonra sıranın kendisine geleceğine dikkat çeken Öcalan devamla şunları söyledi:
"Türkiye’de bu vahşetle karşı karşıya kalacaktır. Bu gerçekliği görmek gerekir. Ahmedinejat muhafazakar ve içe kapanmacı politika uyguluyor. Anti demokratik uygulamaları var. Irak'tan sonra sıra İran'a gelecek. Ortadoğu'da yarın ne olacağı belli olmaz. Saddam da eskiden ABD'nin desteğini almıştı. Şu anda Irak'ın ve Saddam'ın hali ortadadır. Ortadoğu'nun bu tablosu ortada iken Türkiye bu tehlikelerle karşı karşıya iken; Türkiye'de Kızıl elmacılar denen koalisyon Kürt düşmanlığı merkezli bir siyaset yürütüyor ve bölünme paranoyasını sürekli canlı tutarak AB'ye karşı çıkıyor.
Türkiye'de Kürt karşıtı bir linç ortamı yaratmaya çalışıyorlar. Gazetelerde okudum kaç yerde buna benzer olaylar yaşanmış. Bu olayların arkasında sadece MHP yok, hatta biraz daha geri planda sayılabilir. Deniz Baykal politikalarıyla bu ortamın oluşmasına hizmet ediyor. Avrasyacılar AB yerine; Türkiye'nin yönünü Doğu'ya çevirmesi gerektiğini Rusya ve Çin ile ittifaklar yapması gerektiğini söylüyorlar. Şanghay Beşlisi gibi oluşumlar içinde yer almalı diyorlar. Bunlar göremiyorlar mı? Çin ve Rusya da kontrol altında. Çin mi Türkiye'yi kurtaracak? Öncelikle Uygur Türklerini rahat bırakmalarını sağlasınlar. Çin, Kırgızistan'la sorunlarını halletsin. Rusya mı Türkiye'yi kurtaracak? Rusya'daki Ermeni lobisini hesaba katmıyorlar mı? ABD'ye de hangi lobilerin hakim olduğu bellidir.
“ABD KARADENİZ’E KADAR AL DESE BEN ‘HAYIR’ DERİM”
Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu değerlendiren Öcalan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunlar kendilerine çılgın Türkler diyorlar. Çılgın Türkler kitabının yazarı ile Deniz Baykal aynı apartmanda oturuyorlar. Hatta kitabı muhtemelen birlikte hazırlamışlardır. Bazı senaryolar hazırlıyorlar. Türkiye'de 17 milyon işsiz insan var. Ekonomik kriz var. Güney’de Kürt oluşumu var, güneyin 300 bin kişilik ordusunun olduğu biliniyor. Bu yarın 500 bine çıkmaz mı? Çıkar. Yeterince silah alacak kadar paraları da var. ABD silah veriyor mu? veriyor. Yarın daha fazlasını verecek. Bir de yarın öbür gün PKK'yi de yanlarına alırlarsa peki ne yapacaksın? Nasıl kurtaracaksın çılgın Türk? Yarın ABD bana silah ve imkan verip; Karadeniz'e kadar al dese, ben yine de ABD'ye hayır derim, çünkü sorunun bu şekilde çözülemeyeceğini, sorunun ancak demokrasi kültürünün yerleşmesi ile çözülebileceğini biliyorum.
Eğer PKK kötü niyetliyse, Türkiye'yi bölüp parçalamak istiyorsa devlet başta beni de olmak üzere PKK'yi imha etsin. Ama artık durumun böyle olmadığını ben biliyorum. Orduda da ve devlette de bir kesim artık bunu görüyor. PKK demokratik bir Türkiye için mücadele ediyor. Aynı kesim bu anlamda PKK'nin şu anda kontrol edilebilir bir durumda olduğunu ve benim ölümüm halinde büyük bir belirsizliğin ve kontrol edilemez bir PKK'nin ortaya çıkacağını da görüyor. Avrupa Birliği ve ABD biliyorsunuz Kongra Gel'i terör örgütleri listesine almış durumda. Ama neden kimse bunu düşünmüyor, PKK savaşın yoğun olduğu dönemde bu devletlerden en üst düzeyde destek alıyordu, daha sonra stratejisini değiştirip demokratik çözüm için legal siyaset yapmak istediğini açıklayıp, Türkiye çatısı altında bir çözüm için mücadeleye başladığında terör örgütleri listesine alındı. Bu nokta üzerinde iyi düşünmek gerekiyor.
Beni Türkiye'ye teslim eden komplocu güçlerin kim olduğunun net bilgisi elimdedir. Onların planına göre 'Apo kaba bir direniş gösterir' diye düşünüyorlardı; ya da ‘burada fazla uzun yaşayamaz’ diye düşünüyorlardı. Bunun sonucunda Türkiye'nin bir iç çatışmayla kaybedeceğini hesaplıyorlardı. Ben bu durumu gördüm. Bu nedenle insanların ölmemesi, kayıpların artmaması için kendimi yaşatmam gerekiyordu. Ve yaşamaya çalıştığım koşullarım ortadadır. Fakat direnmeye ve yaşamak için çaba göstermeye devam edeceğim. Tarihi konulara ilişkin daha çok değerlendirme yapılabilir. Sorunun çözümüne dönük güncel olarak yapmamız gerekenleri önümüze koymamız gerekiyor.
'ULUS DEVLET DİNLEŞTİRİLDİ’
Ulus devletin aşılmasından korkulmaması gerektiğine dikkat çeken Öcalan, dünyada ulus devletlerin nasıl alışıldığını ve aşamayan ülkelerde yaşanan tıkanıklığı ise şöye aktardı:
"Ulus devleti aşmaktan korkulmamalıdır. Ulus devlet artık bir din haline getirilmiştir. Müthiş tutuculuk söz konusudur. Ulus devletin alt yapısını oluşturan milliyetçilik de bir dindir. Hatta laikçilik de bir din haline getirilmiştir. Ulus devlet üç yüzyıl önce inşa edilmeye başlandı. Hitler faşizmiyle de taçlandırıldı. Ben bu konulara, daha önce geniş belirttiğim için sadece düşüncelerime giriş yapmak için kısaca değineceğim. 2. Dünya Savaşı milyonlarca insanın ölümüne sebep oldu. Avrupa, ulus devleti AB projesiyle aşmaya çalışıyor. İspanya Franco faşizminden sonra cesur davranarak ulus devleti aştı. Demokratikleşme konusunda halen ilerliyor ve toplumdaki refah seviyesi yükseliyor. Yine aynı şekilde Almanya Hitler ulus devleti anlayışını aştıktan sonra bugünkü noktaya geldi. İngiltere'deki durumu da biliyorsunuz, orada da çoklu bir yapı söz konusudur. Bu İngiltere'yi zayıflatmamıştır. İngiltere için 'Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk' deniyor. Halen de böyledir. AB içinde bir tek Fransa ulus Devlet'i tam anlamıyla aşamamıştır. Bugün AB'nin yaşadığı ciddi krizlerin temelinde Fransa'nın ulus devleti ve milliyetçiliği aşamamış olması vardır."
‘İTTİFAK BELGELERİ YAKILDI’
Dile getirdiği çözümlemeler çerçevesinde Türkiye'ye gerçek anlamda demokrasinin gelmesi için Sivas ve Erzurum Kogrelerinin incelenmesini öneren Öcalan devamla şunları söyledi:
"Benim görüşlerimi dile getirirken Mustafa Kemal'i sık sık gündeme getirmemin anlamı vardır. Bazıları bu durumu eleştiriyor ve yanlış anlıyor. Beşikçi ve Melik Fırat bana kızmasınlar. Mustafa Kemal'in güncelleştirilmesi gerekiyor. Bu durum önemlidir. Okuduğum dört bin kitap incelenirse ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı’nda Kürtlerle stratejik ittifakın önemini çok iyi kavramıştır ve bu ittifakı gerçekleştirmiştir. Bunun gereği olarak Erzurum ve Sivas Kongrelerini gerçekleştirmiştir. Benim bir süredir önerdiğim Şehir Meclisleri ve Bölgesel Meclisler Türkiye'ye gerçek anlamda Demokrasinin yerleşmesini sağlamak açısından Erzurum ve Sivas Kongrelerinin oynadığı rolü oynayabilir.
O dönemki Misak-ı Milli havasının bugün demokrasinin yerleşmesi için yakalanması gerekiyor. Kurtuluş Savaşı’nı ve o süreçte Kürtlerle yapılan ittifakı sağlayan Mustafa Kemal'i önemsemek gerekir. Mustafa Kemal öyle Kürt karşıtı birisi değildir. Hatta Türkiye'nin ilk anayasası da bu anlamda daha demokratik bir anayasaydı. İbrahim Kaboğlu da 1921 anayasası hakkında değerlendirmelerde bulunmuştu. Olumlu buluyorum. 1921 anayasası daha demokratiktir. Ancak en kısa ömürlü anayasa da bu olmuştur.
İbrahim Kaboğlu ve Baskın Oran'ın bu konudaki görüş ve kitapları incelenebilir, tartışılabilir. Bu dönemde Mustafa Kemal'in Kürtlere geniş muhtariyet verilmesi gerektiği yönünde düşünceleri olmuştur. Bu düşünceleri içeren çok sayıda mektuplar ve benzeri belgeler bulunmaktadır. Ancak bu belgelerin çoğu Kemalist olduklarını iddia eden bürokratların da içerisinde yer aldığı bazı kesimlerce yakılarak imha edilmiştir. Atatürk'ün Kürtlere yönelik olumlu düşünceleri olduğu böylelikle sansürlenmeye çalışılmıştır."
‘TÜRKLER KÜRTLER İLE 3 KEZ STRATEJİK İTTİFAK YAPTI’
Tarihte Kürtler ve Türkler’in 3 kez stratejik ittifak yaptıklarını hatırlatan Öcalan, devamla şunları söyledi: "Tarihte üç kez Türklerle Kürtler stratejik ittifak yapmışlardır. Kurtuluş Savaşı’ndaki ittifakın sonucunda Kürt ve Türk halkının elde ettiği ortak başarısının yanı sıra Yavuz döneminde ve 1071 tarihinde Alpaslan döneminde de stratejik ittifak yapılmıştır. 1071'de Alpaslan Roma İmparatoru Romen Diyojen'e karşı Kürtlerle ittifakı yaparak Anadolu'ya girmiştir. Alpaslan Silvan taraflarına gelerek, Mervani Kürt kalıntıları ve geri kalan Kürtlerle işbirliği yapmıştır. Bunun neticesinde Kürtler 10 bin asker ile destek vererek Alpaslan'ın savaşı kazanmasını sağlamıştır. Aynı şekilde Yavuz döneminde de benzer şekilde Yavuz, Kürt ittifakını sağladıktan sonra Ortadoğu'ya girebilmiştir. Bugünkü Türkiye- İran sınırı o dönemde şekillenmiştir. Yavuz ittifakı sağladıktan sonra Çaldıran, Mercidabık, Ridaniye savaşlarını kazanarak Suriye, Arabistan, Mısır yani Ortadoğu'ya egemen olabilmiştir. Yavuz o dönemde, Kürt beylerinin kendi aralarında bir lider seçmesini istemiştir. Ancak Kürt beyleri arasında çelişkiler, rahatsızlıklar var. Yavuz akıllı adamdır. Kürt beylerine mühürlü boş sayfalar göndererek kendi isteklerini tek tek yazmalarını istemiştir."
‘ORTADOĞU’DA DEMOKRATİK FETİH’
Bugün de tarihtekilere benzer 4. Türk-Kürt Demokrasi ittifakı sağlanarak bu güç ve tehlikeli durumdan kurtulmanın sağlanabileceğini belirten Öcalan, şunları belirtti:
"Bu durumdan ancak Kürt-Türk kardeşliği temelinde bütün Ortadoğu da 'Demokratik Fetih' yapılarak kurtulunabilir. Bu anlamda Erdoğan'ın İspanya Başbakan'ı ile yürütmek istediği Medeniyetler İttifak'ı devam ettirebilir ve bununla da sınırlı kalınmamalıdır. Israrla vurguladığım gibi Türk-Kürt ittifakı da sağlanıp Ortadoğu'ya Demokrasi kültürü yerleştirilmelidir. Yavuz döneminde yapılan ittifak ile Ortadoğu feodal bir şekilde fethedilmişti. Yapılacak yeni ve demokratik bir ittifak ile Türkiye demokratikleşebilir ve bu demokrasi kültürü bütün Ortadoğu'ya taşınabilir.
Daha önce de söylediğim gibi; Ortadoğu'da ciddi demokrasi kültürü eksikliği var. Ortadoğu'da siyasetin ve toplumun demokratikleşmesi gerekir. Egemenler geçen yüzyıl başında Ortadoğu'ya despotik devlet anlayışları dikte etti, 20. yüzyılı kaybettik, Ortadoğu demokratikleşmezse bir yüzyıl daha kaybederiz. Ortadoğu'ya demokrasi ne ABD tarzı savaş ile, ne de Ortadoğu'daki mevcut direniş anlayışıyla mümkündür. Böyle bir direniş olmaz. Bu bir metod haline getirilmeye çalışılıyor. Irak'ta tam bir vahşet ve çılgınlık yaşanıyor, Arap oldukları halde Sunni ve Şiiler her gün birbirlerine acımasızca saldırıyorlar, birbirlerini öldürüyorlar, birbirlerinin kafa ve boğazlarını kesiyorlar. Bu tür bir direnişten bir halt çıkmaz. Günümüzde İslam adına mücadele ettiklerini ileri süren İslami kişiliklerin çoğu Amerikan beslemesidir.
‘İTTİFAK BÖLÜNMEYİ ENGELLEDİ’
Kurtuluş Savaşı döneminde Kürtler ve Türkler arasında yaşanan ittifakın önemine değinen Öcalan şu hususlara dikkat çekti:
"Kurtuluş Savaşı dönemi iyi incelenirse, o sürece büyük emperyalist devletlerin tam hakim olduğu görülür. Ortadoğu'nun şekillenmesiyle ilgili plan söz konusu büyük devletler tarafından hazırlanmıştı. Bu söyleyeceklerim Ermeniler tarafından yanlış anlaşılmasın. Ben hiçbir halka ve haklarına karşı değilim. Mustafa Kemal'in öncülüğünde Kürtler ve Türkler arasındaki ittifak sağlanmamış olsaydı, Kürtlerin yaşadığı Kürdistan coğrafyası bugün daha çok parçaya bölünmüş olurdu. Bugün doğudaki toprakların çoğu, Erzurum, Van, Diyarbakır gibi iller, Ermenistan sınırlarında kalacaktı.
Irak tamamen Araplaşacaktı, Suriye'nin kuzeyinde Asuristan gibi küçük bir devlet kurulacaktı. Kürtlere de Şırnak, Hakkari, belki Siirt illeri verilecekti. Türklere de Konya, Niğde, Nevşehir gibi İç Anadolu'ya sıkışmış küçük bir alan kalacaktı. Bu şekilde oluşacak küçük devletler bağımsız olamayacak, Fransız ve İngiliz emperyalizminin egemenliği altında olacaklardı. Bu küçük devletlerin bugünkü Kürt Federe Devletinden pek farkı olmayacaktı. Ermeniler ve Pontuslar o zamanki Emperyalistlere güvenerek onların oyununa gelmişlerdir ve kaybetmişlerdir. Soykırıma uğramışlardır. Çünkü egemen güç olan Osmanlı 'sen beni öldüreceğine ben seni öldüreceğim' mantığıyla hareket etmiş ve bu acı tablo ortaya çıkmıştır. Belirttiğim gibi asıl belirleyici güç İngiliz emperyalizmidir. Cumhuriyeti kuran ve yaşatmaya çalışan Mustafa Kemal sonuçta ihtilalci bir kişiliğe sahiptir ve emperyalizm tehlikesini de görmüştür. Bu nedenle de o ve ekibi 1925'ten sonra cumhuriyeti koruma içgüdüsüyle hareket etmiştir."
‘MUSTAFA KEMAL KARŞITLARINI EZDİ'
Aynı zamanda Mustafa Kemal'in o dönem cumhuriyete karşı gelişebilecek bütün hareketlere karşı sert önlemler alarak karşıtlarını ezdiğine de işaret eden Öcalan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransız ihtilaliyle ortaya çıkan jakoben anlayıştan etkilenen tüm ihtilalci kişilikler gibi o da karşıtlarını yok etmiştir. Bu jakoben kişilikleri akademik kafa anlamayabilir. Gerçi Türkiye'de öyle bilimsel akademik bir düşüncenin olduğu da tartışılır. Mustafa Kemal o dönemde cumhuriyete karşı geliştirilebilecek bütün hareketlere karşı sert önlemler almış ve karşıtlarını ezmiştir. Mesela; Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürt önderlerinden Seyit Abdulkadir'e iki ajan yollanıyor. Şimdi de Kürtler içerisinde on binlerce ajan var. Seyit Abdulkadir dönemin Şura-i Devlet yöneticiliğini yapmıştır. Bunlar Seyit Abdulkadir'e kendilerini İngiliz olarak tanıtıyorlar, İngiliz devleti adına tekliflerde bulunuyorlar. Ve Abdulkadir bu oyuna geliyor. Sonuçta idam ediliyor. 1925'teki Şeyh Sait isyanında söylenildiği gibi İngiliz parmağı da yoktur, ancak İngilizler bu durumdan yararlanmak istemişlerdir. Netice itibariyle Kerkük ve Musul İngilizlere bırakılmak zorunda kalınmıştır."
‘SICAK PARA İŞGALDEN TEHLİKELİ’
Türkiye'nin içinde bulundğu ekonomik çıkmazada değinen Öcalan, şöyle konuştu:
"Bazı kesimler Kerkük ve Musul'un verilmesinin büyük bir taviz olduğunu söylüyorlar. Aslında bu küçük bir tavizdir. Asıl büyük taviz İzmir İktisat Kongresi ile Türkiye Cumhuriyeti ekonomik olarak kendi kapitalist sistemleri içerisine alınmasıyla verilmiştir. Daha önce Rusya ile olan ilişkileri bu şekilde sona ermiş ve tercihini bu şekilde kullanmak zorunda kalmıştır. Türkiye batının kapitalist sistemine bu şekilde girmiş, 50'li yıllarda bu ekonomik ilişkiler daha da gelişerek perçinleşmiştir. Bu da bir çeşit işgaldir. Askeri işgalden daha tehlikelidir. Sıcak para eşittir işgal demektir. Finans sermayenin işgalidir. Artık Türkiye bu sistemden kopamayacak bir duruma getirilmiştir.Bunlar basında işlenebilir.
Türkiye'nin bu sistemden kopması çok zordur. Türkiye kendi yapısal sorunlarını çözemediği için içinde bulunduğu bu durumundan batılı ülkeler taviz koparmak suretiyle ekonomik olarak yararlanmaktadırlar. Bir gazetede okudum bir Ermeni de söylüyordu; Fransa Ermeni Soykırımını sürekli gündemde tutarak her yıl soykırımın yıldönümünde meclise tasarılar getirmekte, Türkiye'ye baskı uygulamakta, bunun sonucunda Türkiye'den tavizler koparmaktadır. Hatta son yılda Türkiye ile Fransa arasındaki ticaret hacminde Fransa lehine yüzde yirmi civarında bir artış olduğu söyleniyor. Günümüzün işgali eşittir sıcak para. Siz Yunanlıları iki-üç yılda attınız ama sıcak parayı kolay kolay atamazsınız."
ANF NEWS AGENCY
|