KATILDENDE BETER BILDIRILER (!)
Diyarbakır´ın o meşhur sıcaklarının olduğu bir gündü. insanın, sıcakların yalı mlarndan nefes almada zorluk çektiği türden bir sıcaklık. Hemen her köşeden, on adım ara ile ayrancıı... soğukayran buradaa... seslerine, buzdan iiç... Buz gibi meyan suyu ( meyan kökünden ) için bağrışları adettendi. Zira hepsininde başında müşteriler üşüşür ve on adımda bir, bir bardak soğuk birşeyler içmeden dayanmak mümkün değildir. Karşı kaldırımda duran arkadaşıma baktım sıcaktan omuzları düşmüş zar zor yürüyormuş hisini insana verordu. Arkadaşım Diyarbakıra yeni gelmiş ve bu sıcaklarada henüz alışık değildi. Bakışlarında haydi ne olur bir an önce bitirelim der gibi bir halı vardı ve ben beklediği işareti verdim. ilk bildiriyi dağıtırken bize gözcülük eden arkadaşa baktım...
Yaşlı birine uzatığım bildiriyi almak istemedi. ¨Ben anlamam bunlardan¨diye mırı ldanarak geçecekken kapısında durduğum eczacı bağırdı; ¨Xalo* al al, bunlar devrimcidır telebedır¨dedi. ¨Ha Öylemi o başka alırım bak ozaman¨. Alelacele elimden kaptı gören varmı diye çevresine bakıp cebine koydu ve o hızla uzaklaştı. Seri bir şekilde dağıtıyorum bildirileri, biti bitecek...
Birden gözcülüğümüzü yapan arkadaşın yıldırım gibi yanımdan geçerken polis geliyor! sözleri arasında çınlayan bir düdük sesi saçımın telerine kadar bedenimi alarıma geçirdi...
Bir okun yaydan çıkması gibi koşmaya başladım. Koşuyorum, elimde dağıtığım bildirilerin kalan kısmı ile koşuyorum. Hemen ensemden gelen yakalayın bırakmayın sesleri hızımı artırdı. Ben koşarken önümdeki insanlar rahat koş abilmem için bir perde gibi açılıyor, polisin hızını kesmek için tekrar kapanıyor. işte bir sokak. Tam girecekken orta yaşta bir kadın ¨hayır hayır ordan değil orası onların kestirmesi¨ deyip sol tarafı gösterdi¨ Zor durumda olan o imiş gibi heyecanlı heyecanlı ¨burdan çabuk çabuk¨ ben fırladım. Gerilerde sesi kulağıma geliyordu ¨çocuklar gelin burada bu sokakta oynayın size şeker vereceğim en çabuk gelen iki tane alır¨ Çok duygulanmıştım ve bir o kadarda ülkemin değişen kadınları ile gururlandım. Ç ocuklardan barikat... Isız bir sokağa daha girdim.
Allah kahretsin çıkmaz sokak. Köpek gibi enseleneceğim. Arkadaşlarıma nasıl hesap veririm, göreceğim işkencelerde cabası... Ensemden terler akıyor göğsüm körü k gibi inip kalkıyor. Geri dönsem kucaklarındayım, ilerisi çıkmaz sokak. Enaz iki metre yüksekliğinde bulunan duvarın ortasında duran kapı sanki bana gel gel ediyordu ama cesaret edemedim. Sokağın başında ¨işte orada¨ seslerini duyunca düşünmeden kendimi kapıya vurdum girdim. Bol ağaçlı geniş bir bahçe. Bahçenin ortasına kurulmuş semaverin etrafında bir gurup kadın. Ben onlara onlar bana şaşkın şaşkın bakakaldık. Dönüp arkama baktım ve nefes nefese ¨buranın arka kapısı varmı¨? diye ortaya sordum. Kadınların yaşlısı ¨var tabiki var, gel benimle¨ arkasından yürüdüm!. O döndü oradaki kadınlara sert bir sesle siz işinize bakın normal davranın. Ellimdeki bildirileri aldı orada bulunan çalı çırpı yığınağının altına tıktı, bir kucak çalı daha aldı üstüne yığdı. Serin ve loş bir salona girdim kadının ardı sıra. Sağlı solu bir sürü kapı vardı. Kapılardan birinin önünde durdu ve beni acele acele itercesine içeri soktu. ‹çeri girdiğimde panikledim, çü nkü ikinci bir kapısı yoktu odanın. Hızla döndüm kaçmak için. Yaşından umulmaz bir kuvetle koluma asıldı yaşlı kadın. ¨ Dur kızım polis peşinde kurtulamazsın dur yardım edeyim sana¨ deyince durdum ¨ Nasıl¨dedim kuşku ile. Elini attı kapının arkasında asılı duran basmadan uzun ve ev içinde giyilen türden bir etek çıkardı başımdan aşağı geçirdi ¨Giy bunu, altındakı eteğ i de gömleğini de çıkar.
Al şu türbanı da başına sar ben de sana bir gömlek bulayım¨ diye emirlerini hızla sıraladı. Dediklerini yapmaya çalıştım, çalıştım diyorum çünkü türbanı bir türlü onların sardığı gibi sarmayı başaramadım. Küçük bir bebeğin kıkırdaması gibi güldü halime ve elimden türbanı aldı. Bulduğu gömleği bana uzatarak ¨al bunu giy çabuk¨ Giydim sonra onun işareti üzerine eğildim başımı bağladı. En az onkilo daha şişmanlamış yeni halime baktım; başka bir zaman olsa kahkaha ile gülerdim herhalde. Yaşlı teyze sürekli ve hızlı çalışıyordu. Üstümden çıkanların birini kapının arkasında duran elbiselerin altına astı diğerinide dertop ederek dolabın arkasına atı. Hiç bir şey olmamış gibi gayet normal bir ses tonu ile ¨Haydi çıkalım, şu kapının önündeki terlikleri giy, ayakabını da şu kapının arkasına koy¨dedi tekrar bana döndü ¨yahu senin adın ne kızım¨? Adımı söyledim, “Ruken” terlikleri giydim ve ardı sıra yürüdüm. hızla bana dönüp “benim adım da Dılşah kızım unutma sakın Dıl-şah” Dışarı çıktığımızda polislerle burun buruna geldik.
“Nerde şimdi buraya giren bayan?” diye sorarken bir taraftanda bana bakı yorlardı. Az önce kovaladıkları ince yapılı bayanla, benim kaba saba tipimi özdeşleştiremediler herhalde dikatlerini Dilşah teyzeye verdiler. Yaşlı teyze önce polise sonra arkasına dönüp evin içine bakar gibi baktı ve yumuşak ama kararlı bir sesle “Burayamı bizim eve mi geldi?” “Evet” dedi sert bir ses. yaşlı teyze bu arada bana dönüp “haydı kızım ne dikiliyorsun misafirlere çay ver, birer çayda polis oğularıma getir”. dedi ve ben hızla yürüdüm semaverin başına.
“Biz çay içmiyoruz teyze. Bu eve bu bahçeye az önce giren bayan nerede onu söyleyin” derken bir taraftanda evin gözle görünen içlerine doğru bakı yorlardı; sanki arkada bir kapı varda oradan kaçacak, onlarda yakalayıvereceklermiş gibi. Dılşah teyze polise döndü ve “oğlum ben iç erideydim kimseyi de görmedim”
“Yalan söylüyorsun” dedi biri
“Benmi... Hemde bu yaşta yalan söylüyorum öylemi... Bak evladım doğru söylü yorsun ben size yalan söyledim... kaçak içeride...”
Kalabalık bir gurup hızla eve daldı uzun zaman çıkmadılar evden. Diğer gurup ise dışarda kalıp bizim hareket ve davranışlarımızı kontrol ediyorlar dı. Nihayet diğer gurup içeriden çıktı. Dılşah teyzeye sen bizi kandırdın der gibi bakıyorlardı. Çok bozulmuşlardı... Toplu olarak oturan kadınların yanına geldiler. Sert ve otoriter bir sesle “Sizdemi kimseyi görmediniz buraya girerken” diye sorunca bayanlardan biri
“Biz gördük bir bayan geldi deli gibiydi etrafına bakındı sonrada şu duvardan atladı kaçtı, tam o andada siz geldiniz”. dedi
“Ne olmuş allah aşkına hırsızlıkmı yapmış bu kadın” deye sordu oldukça şişman bir kadın.
“Daha beterini yaptı” dedi polislerden biri. Kadınlardan duyulur duyulmaz “waiyş” sesleri bana kadar geldi. Panikledim. “Kadınları aleyhime çevirirlerse beni ele verirlermi acaba” ? dedim kendi kendime. Sonrada “yok canım Dılşah teyze sağlam birine benziyor dedim” Buna rağmen bir sürü gözü üstümde hisettim. Neyseki yüzümü görmüyorlardı arkam dönüktü semaverle ilgileniyormuş gibiydim. O anda Dılşah teyzenin sesi kulağıma geldi
“Adam mı öldürdü yoğsam” ses tonunda biraz soru biraz yargı daha çok hesap sorma vardı. Tüm gözler ona döndü. içimden yapma be Dılşah teyze başını belaya sokma ne olur dedim. Biraz önce sorulan soruya cevap veren polis (komiser olduğunu tahmin ediyorum ) memuru cevap verdi “Daha beterini ondanda beterini yaptı. Hem bu sizin üstünüze vazife değil, bu kadın nerede siz onu söyleyin bana ” Evin kızı yada gelini olsa gerek bir tepsi içinde bir sürü bardak aldı yanıma geldi çayları doldururken bir taraftanda sordu “adın ne senin”? söyledim “ evin nerede”? diye sorunca şüphe ile yüzü ne bakmış olacağımki “benim adım şiran bu evin kızıyım arkadaşım olduğunu sık sık bize geldiğini söyleriz dedi alelacele”. bende evimi tarif ettim.
“A tanıyorum oraları bak şu yanda oturan melek teyzemde sizin orada oturur. şu mavi gömlekli olan, şişmanı canım. Belkide seni tanır 23 numarada dördünc katta otururlar” “bizde yirmi 29 da kat ikide otururuz ”dedim “Çevresina bakındı dönüp bana “tamam hemen geliyorum” dedi birkaç bardak çayı tepsiye koydu topluluğa doğru gitti. Bana gösterdiği kadına çay vererken kısa süre içinde fısıldaştıklarını ve hatta şakalaştıklarını bile izledim uzaktan. Bu arada dilşah teyze hala polislerle cebeleşiyordu. şiran boş tepsi ile yanıma geldi “Tamam merek ettme herşey kontrol altında. Gel sende aramızda otur, sakin ol ” Sakin olmak o kadar kolaymıydı; o anda elerime biri dikat etseydi anında bu derdi. Yinede gidip topluluğun içinde oturdum. Bütün vucudumu ter basmıştı. Ellimi çay bardağına uzatamıyordum titremesini biri görür korkusuyla. Aniden bütün polisler oturan bayanlara yöneldiler.
Seslerine en sert tonlamayı vererek “Çıkarın bakalım kimliklerinizi” O ana kadar hiç konuşmalara katılmamıştım ve sabrımda taşmıştı...
istanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde de yaşamıştım ama hiç bir yerde bu tür saçma uygulamalarla karşılaşmamıştım. “Memur bey sanırım burda özel bir uygulama yapıyorsunuz... Aksi halde hiç kimse komşusuna çay içmeye gidirken yanında kimliğini taşımaz. Yoksa yanılıyormuyum eşleriniz araları nda yaptıkları eğlence günlerinde komşusuna giderken kimliklerinidemi götürürler”.
“Sen onların avukatımısın, seni avukat olarakmı tutular”
“Varsayalım öyle...”
“Öylemi. Önce senin kimliğine bakalım”
“Dediğim gibi kimliğim evimde”
“Evin nerede? Bunları nereden tanırsın?”
Adresimi söyledim. Sonrada daha önceden hazırladığımız senaryoya göre, arkadaşımın evi olduğunu uzun zamandır tanıştığımızı, buranın küçük bir şehir olduğunu herkesin herkesi hemen hemen tanıdığını ekledim. Çevremde olan bayanlarda bana destek verdiler. fiiranın az önce bana gösterdiği Melek ismindeki şişman teyze en hararetli uslubuyla “ Ayol biz komşuyuz birlikte geldik, biz bizi tanırız aramızda yabancı yok Memur bey”. Bu kez Melek teyzeye döndüler; nerede oturduğunu adres isim ve daha bir sürü sorudan sonra diğerlerinede aynı şekilde sordular ve alınan tüm cevaplarıda yazıyorlardı. Dılşah teyzeye dönüp “sen bunların hepsini tanı yormusun” diye sordu komiser.
“Yok bazılarını tanımıyorum (!) Yoldan geçerken kollarından tutum zorla çay içirmek için getirdim (!) Bak buda koşarak evimize girdiğini söylediğiniz adamdı r: Kadın kiyafeti giydirdik oturuyoruz tamamı...” Beni işaret etmişti. Topluluk zoraki kahahkahalarını bırakmıştı ama orda olanlar bende dahil ş oka uğramıştık.
“Bilmemezlikten gelme adamdeğil kadındı diyoruz”
“Her ne ise ben görmediğim için adammıydı yoksa kadınmıydı bilemem ama bildiğim bir şey var ya oturur çayınızı içer gidersiniz yada hemen buradan gidin bizi konu komşuya rezil etmeyin buna hakınız yok” Polisler bir birlerinin yü zne bakıp sonra işaretleşerek çıktılar. ‹nanamıyordum... Aman allahım bu kez biz kazanmıştık... Sevincimizi zor zapt ediyorduk...
Dılşah teyze; “haydı hanımlar kalkın şu ilerideki ağacın altına gidelim buraya güneş geldi şimdi çok sıcak olur” dedi. Bir taraftanda işaretle kimse konuşması n dedi. Bayanların hepsi şaşırdı oraya güneş gelmemiştiki yinede onun dediğini yaptık. Üstünde oturduğumuz kilimleri ikiyüz- üçyüz metre ileri götü rp serdik. Çaylarımızı ve diğer herşeyi oraya taşıdık oturduk. Dılşah teyze gelinine ve kızına azönce oturduğumuz yeri hemen bolca sulayıp süpü rmelerini, çöpleride çok uzağa götürmelerini söyledi sonÅra gelip oturdu ve kısık bir sesle “ne olur ne olmaz belimi olur bunların işi yavaş konuş un dedi
“Neden dılşah teyze dedim ne umuyorsun” diye sorunca
Ah dılşah teyzen kurbanolsun sana. “Elbise düğmeleri büyüklüğünde ses cihazları varmış ya oralara birtane koydularsa” Artık dılşah teyzeye bunun bir presedür’e tabi olduğunu çok özel durumlarda ve önceden belirlenmiş yerlere yapıldığını anlatmaya gerek görmedim. Bu yiğit kadının moralini bozmak istemedim. Bayanlar kendi aralarında bunun üstüne bir sürü senaryo geliştirdiler, konuşma sesizce uzayıp gitti...
Neşe içinde çayımızı içiyor şakalaşıyorduk. Çok kısa sürede kaynaşmıştık. Bir ara “Dılşah teyze dedim biliyormusun; Yılmaz Günay’inde başına bugün yaşadıklarının aynısı gelmiş”
“Bilmezmiyim o yiğit insanı a kızım... Bir ağaç kendi kökünün üzerinde yetişir...”
Geç sattlere kadar oturduk artık giyinip gitmem gerektiğini söylediğimàde.
“Bu elbiselerle gideceksin. Yanında melek ve diğerleri olsun seni evine bıraksınlar sonra gitsinler merak ettme bir kaç gün sonra elbiselerini gö nderirim. fiimdi yanınızda götürürseniz yolda yapılacak aramalarda tanırlar elbiselerini.” O buruşuk ve nasırlı elleri öptüm toplu olarak ayrıldık. Sokağın başına varmıştık ki “dur” sesi ile irkildim...
Etrafımızı bir sürü polis sardı.
“Açın bakalım çantalarınızı” Bir kaç bayanın yanında, örgülerini, el işlerini koydukları
ç anta vardı hepsi boşaltılıp kontrol edildikten sonra teker teker yüzümüze bakıyorlardı.
Ben sanki buğu kazanındaymışım gibi ter içinde kalmıştım... Gerç i yzümü görmemişlerdi, yüzümden beni tanıyamazlardı ama bu düşünce bile adrinalimi normaleştiremiyordu. Tamam gidebilirsiniz deyince serinlemeye başladım nabızım yavaş yavaş normalleşmeye başladı. Yürüdük. Ah Dılş ah teyze... Eli öpülesi bilge kadın... Dedim kendi kendime.
Mürüvet Y. Cacim
muruvetcacim@gmx.de