KASVETLI GÜNÜDE CEVECEKTIM
O, gün hiçte adetim olmadığı halde, erken kalktım. Uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımı görmek isteğimi yenemediğim için kahvaltıdan hemen sonra çıktım. Sokakta çocuklar küfürleşerek oyun oynuyorlardı. Yanımdan gür sesli bir satıcı geçti. Bir münübüse atladım. Gideceğim yere çok yakın olan durakta indim, yürüdüm. Kapıya varınca evin çevresinde amaçsız dolaşan insanlar gördüm. Tam kapıyı çalacağım anda yukarı dan bir cam açıldı önce küçük bir halı sarktı sonra bir kafa. Bu arkadaşımın ta kendisi idi ve beni de görmüştü ama konuşmadı!... Bir taraftan halıyı sirkelerken aynı anda “Git! çabuk git burdan! Deyince . 0, amaçsızca dolaşan ve sanki yerdeki taşların yerini değiştirmişle yükümlüymişler gibi bir o taşa bir bu taşa tekme atan, yüzleri olabildiğince donuk bu insanlara dikat etseydim kapıya yaklaşmama gerek kalmazdı. Yine dalgın dalgın yürümemin kurbanı olmuştum. Evet işin rengini anlamıştım ama çok geç kalmıştım.
Ev ablukadaidi. Ve ben sonraları bu hatamı çok pahalıya ödeyecek, kendi kendime lanetler edecektim...
Çok güzel bir kış günü idi. Çevremden çok acelesi varmış gibi insanlar koş turuyorlardı. Çok sevdiğim bir dostumun sık sık tekrarladıgı,
“tabakhaneye b... yetiştirecekler” sözü aklıma geldi, gülümsedim. Nerden bilebilirdim ki bu gülümsemem acı ve ızdıraplara dönüşeceğini. Münübüs durağına yürüdüm. Bir taraftan arkadaşlarımı düşünüyordum!...
Beni çok seven arkadaşımın tedirginliği! başlarına ne gibi iş gelmişti de polise bulaşmışlardı? Üstüne üstlük geri dönerken dikatlıca baktım ve bir ikisini de tanımıştım. Bunlar siyası şubenin görevlileri idi. Öteyandan ve asıl beni düşündüren şey ise bu ailenin siyasetin s sine dahi yakın düşmedikleri idi.
Tedirgin oldum. polisler beni gördüler oraya geldiğimi tahmin etmişler, neden beni almadılar acaba? Aman her neyse bir an önce buralardan gitmeli dedim ve durakların olduğu yöne doğru hızlandim. Dağ kap dörtyoldan kalkan minübüslerin çevresindeki simsarların içofiiis, 0fiiis, Bağlaaar, koşuyoluu, çığlıkları arasında, birine binip oturdum. Bağlar kürüçeşme diyip parami ödedim. Yüreğim gümbür, gümbür atıyordu. Kalkış geciktikçe sabırsızlığım da arttı. soğuk terler dökmeye başladım derken nihayet minübüs hareket etti. Vali konağına yaklaşırken şöför yavaşladi, yolculara dönerek, “abiler çevirme var durumu kıritik olan burdan tüysün” !.. Gençten iki kişi alel acele atladılar koşarak ara sokaklara daldılar. Bende bir an atlayıp gitmeyi düşündüm. Sonra kendi kendime ya bu bir tuzaksa, ya atlayanlar da numaradan atladılarsa? Yada benimde öyle yapmamı ve suçum yokken suçlu konuma girmem için bir dolap dönüyorsa? Tam ineceğim zaman yolculardan biri, ikisi arkamdan, dur kıpırdama! derse, kaçmamı gerektirecek bir suçum olduğunu kabul etmiş olmuyormuyum? Boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koyuyorum almıyor,kalmaya karar verdim.
Münübüs yoluna devam etti. Kafam sürekli çalışıyor,kendi kendime sorular soruyor, yine sorularımı kendim cevapliyorum. Beni orada almadiklarina göre benim için bir problem yok diye düşünüyorum. Hem burdaki ekip beni nereden taniyacak ki? Ya tanırlarsa, işte o zaman vay halime. Doğru gelinceye kadar yanlış yerini bulur ki o doğru herzaman orada olmasına rağmen yerini yanlış almıştır yinede ... Aman yeter bu kadar kuruntu, belki hergün alışa geldiğimiz uygulamalardandır. Kimlik kontrolü, üst araması, biraz dayak biraz hakaret v.s v.s dedim kendi kendime.
Çevirmenin olduğu yerde durdurulduk. şöförün ensesinden tutulup alaşağı edilmesi ile yolcularin, küfür cop hakaretlerle indirilmeleri aynı âanda olmuştu. Polisler büyük bir panik yaşiyor ve bu paniği yolcuların da yaşamasını istiyorlar ama yolcular gayet sakindiler. Hemen hergün ayni senaryoyu tekrar tekrar okuyorlardi zira bu seneryonun günde birkaç kez tekrarlandığı da olağan hale gelmişti. Yere uzatılmış yolcuların yanıbaşında ayakta duruyordum, yanımda da tanımadığım bir bayan daha vardı. Kimliğimi çıkardım sıranın bana gelmesini bekliyordum. Yere uzatılan erkeklerin kaba etlerine coplar inince enselerine emir üzerine! koyduklari elleri kaba etlerini korumak için iniyor, coplar kafaya inince bu kez kafayı korumak için eller hızla kafaya gidiyordu.
Polis bazende şaşirtmaca yapıyordu, kafaya vurması gereken sırada tak diye kaba ete indiriyordu, yada kaba ete vurmasını beklerken kafa karşıliyordu bu espiriyi. Onlara göre eğlence olan bu uygulamadan bıkıncaya kadar devam ettiler. Çok sonra esmer, uzun boylu, zaflıktan kamburu“msu bir duruşu olan biri bana doğru yöneldi. “bakıyorum pek hoş una gitmedi, kafanı salıyor cık cık ediyorsun.” dedi. içimden “Kim beğenirki bu yapılanlari dedim, cik cik etmemin nedeni de insanlığın ve insan benliğinin düşürüldüğü durum içindi” diye düşündüm ama cevap vermedim. Dünyanın tek hakimi o, imis gibi bir eda ile ve arsızca bedenimi tarayan bakışlar midemi bulandırdı. Çok önemli bir şey ihsan ediyormus havasında “sende ayni uygulamadan geçebilirdin dua et ki kadınsın”... dedi Bu yaratıklar bilmezlermi kadın veya erkek, insan olan herkes seyretiğinin acısını yüreğinin derinliğinde his eder? Tabiki insan olan içindir sözüm.
Öte taraftan yaklaşan diğer bir polis yanimdaki polise seslendi “ne örüyon lan, hadisene” deyip yanıbaşımda duran kadının kimliğine bakti “geç” dedi. Ben kimliğimi uzatim aldi, bir taraftan kimliğime bakiyor, bir taraftan arkadaşina soru soruyor. “ ne o lan sohbete daldın” konuşma arasında arkadaşına manalı manalı göz kırptığını gördüm. Ben tedirgin olmaya başladım. Bana bakarak “Gel benimle” dedi “Neden”! demeye zaman kalmadan yanımdaki polis koluma yapıştı. Bir tek adımı soyadimi ve kime haber vermeleri gerektiğini haykırdığımı hatırlı yorum. kafama ve vucudumun her yerine ani inen cop, yumruk ve tekmelerle ağzım kapatıldı haykırışlarım ağzımda boğulup kaldı. Polis arabasına bir külçe gibi atıldım. Bir an kendimi kaybetim ama bilinç altim uyanik. Kisa süren bu bayginliktan sonra kendimi toparladim etrafımda tanıdik birileri varmi diye arabanın camlarından dışarıya baktım hiç kimse yok, benim tanidığım kimseyi bulamadım, ama minübüsün şöförö ve bir kaç yolcu yedikleri dayağa rağmen polisle benim için tartışıyorlardı. “Kimdir? Siz onu tanıyormusunuz”? dedi polisin biri “ 0, bir teroristtir, hemde çok tehlikeli biz onu takip ediyorduk” dedi öteki Beni polislerin elinden almaya çalışan insanlardan bir kaçı şaşkın şaşkın bir bana bir polis’e bakmaya başladılar. Hele yaşlı veya erken yaşlanmış bir köylü vardı gözleri faltaşı gibi açılmıştı bana bakarken.
Yarım yamalak bir türkçe ile anlatmaya çalişıyordu. ¨Polos beg yaziqtir, günahtir bıraqın onu, hiç qadın terorist olirmi polos beg¨ . Hızla dönen polis copunu kaldırdı ama vurmaktan vaz geçerek ¨git işine moruk alırım ayağımın altına¨. Dönüp orada bekleyenlere gözdağı veren bir ses tonu ile bağırdı “hala onu bırakın onu tanıyoruz diyeniniz varmı lan, varmı ha söyleyin, varmı bunun iş birlikçisi varsa buyursun bizimle gelsin” deyince herkesin eli yanına düştü ve geri çekildiler. Münübüsün söförü* aniden elini cebine atti “memur bey, ben beyanin ödediği yol parasının üstünü kendisine vermemiştim müsade edin vereyim” deyince önce izin vermeyeceklermiş gibi bir hava takındilar sonrada “iyi ver bakalim” dedi komiser olduğunu tahmin ettiğim biri. Bir polis eşliginde, polis arabasının kapısı açıldı ve söför cebinden belkide o günün tüm hasılatını bana uzatiyordu. “Al bacim senin paranin üstü” dedi. Kendisine dostça gülümsedim.
Çok duygulanmıştım çünkü ben üstünü geri alacak kadar bir para vermemiştim. Sadece bilet parasi kadar bir para ödemiştim. Ama o gideceğim yerde ihtiyacım ola bilir diye böyle bir incelik yapmıstı bu da tüm duygularımın ayaklanmasına ve gözlerimin dolmasına neden oldu. Parayi alsam vicdanim el vermez kim bilir bugün bu paraya nekadar ihtiyaci vardır. Ayrıca bir daha o insani ne zaman görörüm parayi iade etmek için?, Veya onu bir daha göre bilirmiyim?...
Hayir almiyorum desem o zor duruma düşecek bu kez neden para veriyordun ona diyecekler ve onuda alacaklar. Neyseki pratik zekam imdadıma yetiş ti paranin üstünü muavininiz verdi bana, teşekkür ederim” dedim. Öylesine acılı ve yardım edememenin ızdırabı ile bana bakıyordu ki, bu kez ben onu teseli edememenin azabı ile kıvrandım. Acele acele eşimin adını, kendi adımı ve adresimi söyledim git aileme haber ver en büyük iyiliği bana yapmış olursun deyince çok sevindi. Polis omuzundan tutu onu uzaklaştırırken umutla “unutmazsın değilmi”! diye bağırdım arkasından. “ Ben ne zaman kendimi veya töbe Allahi unutursam o zaman onuda unuturum;” diye bağırdı. Polis arabası hareket etti ve beni meçhul geleceğime doğru aldı götürdü...
şehir dışında metruke bir evin önünde indirildiğim zaman az önceki sevincim söndü . anlamıştım, hayatımın son durağına gelmiştim. Oysa beni karakolun rutubet kokan ve soğuk bodrumlarından mahkemeye diye çıkarmışlardı. Sevinmiş yeniden canlanmıştım. Ya serbest bırakacaklar yada hapishaneye atacaklardır diye düşünmüştüm. Her iki durumdada gün yüzünü bir daha görecektim. Kıvırcık saçları ile minik minik elleri ile oğlum sarılacaktı. Gecikmelide olsa ona verdiğim sözü yerine getirecek, oğlumu götürüp dönar dolaplara bindirecektim. Önümüz bayram. Vitrinde gördüğü ayakkabıyı alacaktım, yada aldıracaktım. Acaba bayram geçtimi yoksa. Kim bilir kaç gündür buradayım ve günlerimin hepsi gece, oğlumuda ne çok özlemişim...
O malum günde münübüsten indirildiğim günden bu yana kaç gün geçmişti acaba. Ailemin haberi olmuşmuydu ne durumda olduğumdan... Günlerdir süren yoğun sorgu ve işkencelerden adımımı atacak durumda değildim. Yanımda bulunanlar bazen silahın dipçiği ile bazen ellerindeki telsizle kafama sırtıma indirdikleri darbelerle beni yürütüyorlardı. bir kaç kez tökezledim, tekrar yürüdüm. Evden şişman, yuvarlak yüzlü biri çıktı. Bir an düz saçlarını, kocaman burnunu kapatmak için alnına doğru akıtığını düşündüm. içimden ¨ aman Allahım ne kadar çirkin¨ dedim.
Hidetli bir sesle benimle birlikte gelenleri azarladı ¨Hangi cehenemde kaldınız? iki saat önce burda olmalıydınız¨diye gürledi. Bu sesi tanımıştım. Göz altında iken en yoğun işkenceleri yapan ve oradakilerin şefim dedikleri biri idi. Gözlerim bağlı olduğu için kendisini hiç görmemiş ama bu sesi ezberlemiştim. şimdi ise gözlerim açıktı ve benim onları görmem artık çok önemli değildi...
Benimle birlikte gelenlerden biri ezile büzüle kadınımsı bir sesle, ki bu sese de yabancı değildim ¨Mahkemeye götürdük, biraz sıra bekledik, sonra evrakların imzalanması için bekledik¨ dedi. ¨Beraat kararını aldınız değilmi¨? ¨Aldık şefim¨ dedi öteki. ¨Bunu kimse görmedi değilmi¨ diye sordu şişman olanı. ¨Hayır şefim arka kapıdan aldık¨ dedi cılız sesli olan. Yikik, bir harabeye dönmüş olan bu eve girdik.
Beni bir odaya aldılar. Oda, köşede duran kocaman bir varillin dışında bomboştu. Ellerimdeki kelepçeler çıkarıldı, biri sağımda biri solumda olmak üzere yıkık molozların arasında beklemeye başladık. Bir süre sonra kapı açıldı. şişman olan içeriye girdi, ellinde bir kaç kağıt parçası. Gözüme sokarcasına ¨ bak bunlar senin beraat kararın ama beraat değilsin, çünkü bizim mahkememizden beraatın henüz çıkmadı. biz ne istersek onu yapacaksın ve söyleyeceksin yada bunun kaderini paylaşırsın¨. deyip duvarın dibinde duran kocaman varile doğru beni götürdü sürükleyerek. Ensemden bastırarak varilin içine bakmaya zorladı beni. Otuz, otuzbeş yaş civarında, çiplak, bir erkek cesedi vardı. Bedenin görülen yerleri tümü ile yanmıştı. Beni tekrar duvarın dibine sürükledi. Bir taraftanda yanındakilere varilli işaret ederek emir verdi ¨Birazdan alın bunu ötekilerin yanına gömün¨. Bu arada kapı tekrar açıldı, kapı aralığından bir kafa uzandı, yanımdakilere işaret etti, birlikte çıktılar. Yalanız kalmıştım. Yanımdaki cansız bedeni düşündüm. Buraya getirilenlerden konuşanda, konuşmayanda aynı akibeti paylaşmıştı paylaşacaklardı... Camsız pencereden dışarıya özlemle baktım. Güneşsiz, puslu bir hava vardı. Aslında ben bu tür kasfetli havaları hiç sevmem ama, yoğun işkencelerden, günlerce süren acı ve ızdıraptan sonra ilk kez dış dünyayı görüyordum. Kendi kendime düşündüm, bu günden sonra yaşarsam bu havaları artık seveceğim... Pencereye yaklaştım. Hayalim mavileşiyordu, maviliklere kanat çırpmaya başlıyordu. Bir an düşündüm buradan atlayıp koşmak koşmak... insanlara, insanlığa, kıvırcık saçlı, zeytın gözlü bebeğime insanlık timsalı dostlarıma, önümde daha yaşamam gereken hayata, koşmak! koşmak! koş, koş!. Bir silah sesi sırtımdan bacaklarıma inen ılgın ılgın bir hayat. Düştüm!. Bedenim boylu boyunca uzandı toprağa. Oğlumdan başka her şey silindi gözümden.
Kara gözleri, muzip yüzü geldi gözlerimin önüne. Gözlerinde yaş birikmişti bu kez, yoksa benim gözlerim miydi aglayan? Senin özgür geleceğine gölge düşmesin diye... Bebeğim...! Korkulu gecelerinde yanında olamıyacağım... kara gözlüm gitme uzaklaşma benden
Mürüvet Y. Cacim
muruvetcacim@gmx.de