KELEBEK
Sanem’i ilk tanıdığımda, on beş, on altı yaşlarında hayat dolu cıvıl cıvıl bir genç kız idi. O da her akranı gibi sevmek sevilmekten oluşan bir dünya istiyordu. Çok güzel bir kız olmasına rağmen güzelliği şımartmamıştı onu. Masum ve temiz duygular ona şımarıklığı ve kibirliliği hiç yaklaştırmamışlardı. Onun arkadaş gurubumuza katılması ile bizim guruba bir canlılık bir sıcaklık gelmişti. Yaşça hepimizden küçük olduğu halde kısa sürede sevmiştik onu. Önceleri birbirimize karşı çok ölçulu ve mesafeli bir arkadaşlık sürdürdük. Zaman geçtikçe ve ben onu tanıdıkça bu arkadaşlık derin ve vazgeçilmez bir dostluğa dönüştü.
Onun derin ve hep gülen yeşil gözlerine bakıldığında, dünyanın yozlaşmışlığı ve entrikalarından uzak bu gözlerin çok acı çekeceği hisini uyandırırdı insanda. Ben onu nedense hep kelebeklere benzetirdim.
Bir gün sordu “neden kelebek” diye, Bende; kelebeklerin de çok güzel olduğunu dış tehlerden habersiz sürekli uçtuğunu ve kışın ilk soğuğunda konmuş olduğu ağaçtan bir süre sonra cansız yare düştüğünü, rüzgarın savurduğu yaprakların altında birdaha uyanmamak üzre yatığını söyleyince bir titremenin vucüdunu sardığını görmuştüm. işte dedim kendi kendime; hayin bir rüzgar, ardından kamçı gibi şaklayan yağmurla ve kelebeğin konduğu yapraktan düşmesinden sonraki son titremesi.
Dışarıda, aşıklar için romantik, şairler içinse ilham kaynağı olacak bir yağmur ç iseliyordu.. Uzun zamandır ara vermeden üstünde çalıştığım işi bitirince biraz dinlenmek için kendimi sokaklara atım. Uzun zamandan beri iş lerimin yoğun oluşundan arkadaş gurubumuza da pek zaman ayıramamıştım. Bir süre yürüdükten sonra aniden aklıma gelen Sanem’i görme isteğime uyarak oraye doğru yöneldim. Giderken kendi kendime “keşke ben biraz geç doğsaydım yada sen erken Sanem”... dedim Sonra bu düşüncemden utandı m. Arkadaşız, dostuz biz... Yürüdüm gitim ona doğru...
Beni karşısında görünce çok sevindi. Bir süredir görmediğim kelebekte oluşan olumlu farklılıklar hemen diketimi çekti. Sorduğumda kelebeğin artık kozasından çı ktığını ve uçmaya hazırlandığını söyledi utana sıkıla. Yüzüne vuran kızarıklık bir ayrı güzelleştirmişti kelebeği. Kelebeğin yüreği kıpır kıpırdı. Yılardır tanıdığım sakin, masum ve kendi halindeki kelebek çevresine mutluluk halezonları saçıyordu. Kelebek sevdalanmıştı. Fakat gölgeler vardı kelebeğ in gözlerinde. Ailesi karşı çıkıyormuş istemiyorlarmış bu evliliği. Sebepte; kelebeğin sevdiği Musa’nın evlenip boşanmış biri, yani dul olmasıydı. Ayrıca devrimci! oldugunu ida eden biriydi. Musa’nın ikna yeteneği çok kuvetliydi. Bizim arkadaş gurubuncada tanınıyordu ama benim samimiyetim yoktu. Sohbetimizin bir yerinde sordum “senin ailende devrimci ona niye karşı çıkıyorlarki”? “Yok onun devrimciliğine değil karşı çıkışları onun gerçekten bir devrimci olmadığını devrimciliği çıkarları uğruna kulandığını düşünüyorlar” dedi. Sonunda pürüzler çözüldü ve kelebek evlendi.
Evet kelebek onsekizinde evlendi. Kelebeği evlendikten kısa bir süre sonra gördüm. Mutluydu. Dahada güzelleşmişti, olgünlaşmıştı ama hala masum ve temiz duygular etrafında görünmez bir hare oluşturuyorlardı. Uç kelebek uç sevgilere, mutluluklara doğru uç dedim kendikendime. Kelebeği uzun süre görmedim. Fakat kelebeğin, dünyaya küçük bir kelebek getirmeye hazı rlandğını duydum. Çok ama çok heyacanlandım. Artık kelebekten gelecek haberlerdeydi kulağım.
Bir gün hiç bir amacım hiç bir gayem olmaksızın şöyle dolaşırken, ki bazı bazı kafamı toparlamak ve yorgunluğumu atmak için öyle dolaşırım. Arkamdan gelen sesle irkildim “Kelebek avına mı çıktın” diyen kelebeğin sesinde hüzün vardı ...Bu kelebeğin sesi idi, evet ta kendisi karşımda duruyordu. Zoraki bir gülümseme ile yüzüme bakıyordu. Gözlerinin altı halkalanmış gözlerinde mutsuzluğun bulutları uçuş uyordu. Küçük kelebeğin varlığından dolayı biraz kilo almıştı, ama hala güzeldi ve masumiyetinden hiç bir şey kaybolmamıştı. Uzun uzun konuştuk. Eşinin boşanmış olan eski karısını anlattı. Hala süren ilişkilerini ve onu eve getirdiğini, kelebeğin buna karşı çıkması üzerine tartaklandığını anlatı. Kelebek ve doğacak olan küçük kelebeğin masraşarı için ayrılan paranın o kadının tatili için harcandığını, evlendiklerinden bir iki ay sonra eşini arada bir gördüğünü, o kadının musa ile birlikte musanın ailesinde kaldıklarnı, acılı sözlerle anlatı. “Ama neden o seni sevdi sende onu ve evlendiniz. O kadınla ilgili sayfa kapanmıştı. Yanılıyor olmıyasın” dedim. “ Hayır; bana o konuda gerçekçi davranmadı. Evet boşanmışlar ama kadın boş anmak istemiş. Musanın karşı çıkmasına rağmen boşanmışlar. Musada beni vitrin olarak kulanacak ve güzeliğimle kadından intikamını alacakmış bunu o kadının gelmesinden sonra bana anlattı. şimdi tümüyle kapılmış o kadına” Yanılmamıştım; Kelebek yaralıydı... Kelebek kırgındı... kelebeğin sesinde hüzün ağlayan olmuştu...
O, sıcak, içten ve cıvıl cıvıl olan sanemi manen kaybetmiştim...
Kelebek bedbahttı. Mutsuzdu ve bu evliliği tüm karşı çıkışlara rağmen kendisi istemiş olduğundan çaresizdi ve bedbinliğiye başbaşa kalmıştı.
Sonra kelebek geldiği gibi sesizce uçtu gitti. Ama kulaklarımda sesi çınlıyordu. Eşi, bebeğine harcanması gereken paranın bir bölümü ile o bayana çeşitli elbiseler ve hediyeler almış. Diğer bölümüylede tatil yapıyorlarmış. Kelebek bunu görmüş ama ses çıkarmamış. Eşi ya utançtan olsa! yada vicdan azabından olsa gerek! annesine emretmiş kelebeğede bir elbise almışlar. O acı hüzün dolu bakışlarını yere indirerek “hiç giymedim... giymek içimden gelmedi...” sözü sankı havada asılı kalmış gibi, gidip gelip kulaklarıma çarpıyor. Hayır kelebek bunu hak etmemişti. Bu ona yapılmamalıydı. “Hele yeni insan tipi yaratma” adına yola çıkan biri tarafından hiç yapılmamalıydı. Ama yapılmıştı ve masum bir insanın yarınlarını karartmak için ne gerekiyorsa yapılmıştı. Kelebeğin “mademki onu seviyordun, bu rezilikleri yapacağınıza, beni neden alet ettiniz! Dünyamı neden yıktınız!” sözlerine gelen cevap “ Ben onu kıskandırmak için yaptım” sözleri olanlardan daha iğrençti daha kirliydi.
Günlerdir kelebeği düşünüyorum. Yüreğim sızlıyor. Yüreğimin sızısı tüm vucudumu sarmıştı. Kor bir ateş içimde yanip yanip duruyordu. Kendime de, cesaretsizliğime de öylesine kızgınımki...
Bir kaç gün sonra içimi öyle bir sıkıntı bastıki, kendimi sokaklara vurdum. Geniş arkadaş gurubumuzun içinde yer alan kırtasiyeci bir arkadaşın kırtasiyesine uğradım.
Biraz resim malzemesi alıp oyalanmak istedim. Arkadaş yoktu. Yardımcısına sordum, Emin nerede? diye, aldığım cevapla hiç bir şey almadan sokağa fırladım. Musanın eşi intihar etmiş Emin de aldığı haber üzerine hastahaneye koşmuş. Musanın eşi intihar etmiş! Karnında bebeğiyle musanın eşi intihar etmiş! ~Yani kelebek intihar etmiş. Kelebek intihar! Kelebek! Ah! Sanem!
Gözlerimden yaşların aktığını çok sonra, insanların beni garipseyen bakışından anladım. Adımlarım beni hastahane kapısına götürdü.
Ne olur ölme kelebek henüz kışa daha çok var. Bu bir yalvarıştı, sesiz çığlıktı ama kendi çığlığı mı yine kendim duyuyordum. Hastahane kapısından geri döndüm evime doğru yöneldim. Sıkılmış yumrukarımda hayali bir yüz vardı, musanın içten pazarlıklı kurnaz yüzü, boğazını sıktıkça sıkıyordum; kendime geldiğimde tırnaklarımı avuçlarıma geçrdiğimden başka bir şey yapmadıgımı anladım. İçimde yükselen kor ateşin varlığı musaya kinimi artırdıkça artırdı, kendimede kızgınlığımı... Oraya gidemezdim. O lanet hastahanede onun öldüğünü işitmek istemiyordum. Nereye gitiğimi bilmeden yürüdüm. Uzun bir mesafe katettikten sonra tekrar hastahaneye geri döndüm. Gitmeliyim onu görmeliyim son kez olsa bile...
Hastahaneye vardığımda bir kaç arkadaşla karşılaştım. Onlarda ordan geliyorlardı ve hiçbiride üzüntülü değildi bu bana bir umut gibi geldi. Konuştuk. Kelebek ilaçları alır almaz farkedilmiş ve zorla hastahaneye götürmüşler, tehlikeyi atlatmış, fakat hala baygınmış. Geri döndüm eve˛ doğru yürüdüm. Kanatları kırılmış ama kelebek hala uçacak diye düşündüm... Bu beni biraz sevindirdi ama buruk bir sevinç. Bir ay sonra oradan ayrıldım, içimde önü alınmaz ama çaresız büyük aşkımı unutmak için büyük şehirlere gittim. Ayrılırken kelebeği göremedim. Aylar sonra bana yazılan mektuplarda kelebeğin doğum yaptığını, küçük kelebeğini hiç uçurmadan yitirdiğini duydum. Kelebek kırık kanatları yanı sıra, Yüreği yaralı anne idi artık.
Bir kaç yıl daha kaldım oralarda. Dostlardan bana sık sık gelen mektuplar aracılığı ile kelebek ile ilgili bilgiler de alıyordum. Bir süre sonra mektuplar aralıklı gelmeye başladı, sonraları da tamamen kesildi. Yazdığım bir kaç mektubun cevabıda gelmeyince bende yazmaz oldum.
Dünya işlerine öyle dalmıştımki zamanın nasıl geçtiğinin bile farkına varmamıştım. Yüreğimdeki özlem beni yeniden çekti küçük ama sevimli taşrama. Bir haftada tüm işlerimi bitirip yola çıktım. Yirmidört saat sonra orada olacaktım. Kelebeği görecektim... Kelebek beni karşısında görünce geldiğime çok sevinecek biliyorum. Nihayek varmistim fakir ama namuslu insanlarin oldugu sevimli taşrama. İlk bahar, güzel günlerini insanlara cömertçe sunuyordu. Her yan yeni yeni açılan yapraklarla yeş ile bürünmüştü. Hafif bir esinti eşliğinde insanın bedenini ısıtan havayı kuş ların cıvıltısı tamamlıyordu. En karamsar insana, oh! yaşamak ne güzel dedirtecek türden bir hava. Havada ilkbaharın kendine has toprak kokusu insana yaşama sevinci veriyordu.
Önceleri olağanüstü hiç bir şey fark etmedim. Her şey gayet normaldı. Hayat eskisi gibi devam ediyordu değişen tek şey biz insanların biraz dahada olgunlaştığı ve saçlarımıza düşen aklardı...
Bir kaç gündü gelmiştim. Eskiden arkadaş gurubumuzun sık sık bir araya gelip oturduğu çay bahçesinde arkadaşlar beni bekliyorlardı. Bugün yine eskisi gibi bir arada sohbet edip çay içerken, aklıma sanem geldi. Zaten hiç aklımdan çıkmamıştıkı...Bu gün o yoktu ve gözlerim onu arıyordu. Tam onu soracağım anda karşıdan geçen Musayı gördüm. Öyle perişan bir hali vardı ki. Yanımda oturanlardan hepside onu iyi tanır ve arkadaşlıkları vardı. Ama hiç biri dönüp ona bakmadı. Bu dikatımı çekti. Fakat bir anlam da veremedim. Onu işaret ederek sordum. O ne yapıyor? Niye böyle tülek tilkilere dönmüş? Eşi Sanem nasıldır? Görüşü yormusunuz? Sözleri ile soru dolu bakışlar bana döndü. ¨Duymadınmı¨? diye bir ağızdan sordular ¨ Neyi duymadım, ne olmuş ki¨? dedim. “Sen birşey duymadın öylemi? olup bitenlerden haberin yok değilmi”? dedi bir arkadaş. Yüreğim hızlı hızlı atmaya başladı. Kötü bir haber duyacağımı düşündüm. Ama haberin beni silip süpüreceğini, yok edeceğini hiç ama hiç düşünmemiştim. Ne oldu? dedim, arkadaşların yüzüne bakarak. Onlarda biribirlerine bakıyorlardı... Anlatmak veya anlatmamak arasında gidip gelirken herkes öteki anlatsın diye bekliyordu.
Yeniden tüm gücümle bağırdım. Biriniz ne olup bitiğini anlatsın bana! Ellimi masaya sertçe vurduğumu, ellim acıyınca anladım. Adnan bana bakmaya başladı. Adnan iyi çocuktur. Çocukluk ve okul arkadaşimdir. Döndüm anlat sen anlat ne olur diye yalvaran bir sesle, Adnan´ın yüzüne baktim. “Biliyorsun başta olup bitenleri, sen ozaman burada idin” dedi Adnan. “Evet” dedim “anlat”! Onun eski karısı, artık onun evlendiğini ve yapacak birşeyin olmadığını anlayınca çekip giti, oda büyük bir boşluğa düştü. Bu arada Senem de ondan ayrılmak istiyordu. Bir gün Senem kendisini aldatan biri ile birlikte kalmak istemediğini, ayrca mademki eski karısını tercih etmiş aradan çekilmesinin kendisi için en doğru şey olacağını söylemiş. Musa da, Lenin’nin de bu tür kaçamakları olmuş ama eşi Kurpskaya da aynı teklifi getirince Lennin “ kal” demiş. Bende sana kal diyorum, deyince ˇSenem gülmüş ne sen Lennin’ sin nede ben Kurpskaya’yım, gerçek hayata dön. demiş. “Bunun üzerine oda” “otur oturduğun yerde, Herkes nasilsa sende öyle kabul etmek zorundasin, hiç bir yere gidemesin” “damiş ve çekip gitmiş. 0lanlar da ondan sonra oluyor” dedi. “0lanlar ne idi. Korkmaya başlamiştim Sormaz olsaydım keşke.
Yeniden döndüm Adnan´ın yüzüne baktım. Gözlerim onun dudaklarına kilitlenmişti. Anlat dercesine başımla işaret ettim”. Adnan anlatmaya devam etti. “Sanem kesin ayrılmadan yanaydı ama aileler araya girdi. Özeliklede sanemin ailesinin feodal gururu ağır bastı ve sanemi biraz daha fedakar olması yönünde ikna etmeye çalıştılar”. Emin, Adnan’ın sözünü keserek araya girdi. “Aslında ikna denmez ama, biraz tehtit, birazda sen ettin sen yaptın sözleriyle ikna ettiler” dedi. Adnan derin bir iç çekerek “evet malesef öyle” dedi ve sözüne devam etti. “Bu olayın üzerinden aylar geçti. Ama huylu huyundan hiç vaz geçermi. Derlerki can çıkmadan huy çıkmaz. işte bizimkininde o hesap”.deyince Yüreğim ağzıma gelmişti. Kalbimin çarpıntısını çevremdekiler de duyuyorlardi sanırım. “Ee dedim sabırsızca” Adnan’a bakarak, 0 devam eti “Bizimki bu kezde kendinden yaşli ve dul bir kadına takılmış onunla yaşıyormuş. 0nbeş yirmi günde bir geliyormuş evine. Sanem bunu öğrenince “Senin yaptiğin insanlıkmıdır? Senin sürekli ağzından düşüremediğin, yeni yetiştirilecek insan tipi bumudur? Bumudur devrimciliğin? Yaziklar olsun sana, yazıklar olsun bana, umutlarım geleceğim senin çürümuş şabloncu kafana gömüld deyince de “sen küçüksün beni anlayamiyorsun o daha olgun ve benide anlıyor” “cevabını aliyor kocasından. Ertesi daha ertesi gün evinden çikmayan senemi merak edenler, evine gidiyorlar ve senemi elinde bir satırlık yazılmış küçük not ve sana verilmek üzerede yazılı bir
şiir ile uyur bulmuşlar.
Senem artık hep uyuyor ve biz elindeki notu baş ucuna şiiride kafamıza yazdık” deyince “ah kelebek” kelimeleri ağzımdan döküldü. Çay bahçesi etrafımda fırıl fırıl dönmeye başladı ve karanlığa gömüldüm. Nekadar öyle kaldim hatırlamiyorum. 0muzumdan sarsan ellin temasıyla çevreme baktim. Tüm arkadaşlarım yüzüme bakıyorlardı. omuzumu sarsanda Adnan idi. “iyimisin?” dedi. “Bizi çok korkutun” dedi ötekiler “Kendini nasıl buluyorsun?” dedi Emin. Benmi kendimi nasıl buluyormuşum diye sordum göz yaşları arasında. Kendimi bulamıyorum... Manen kayboldum... Manen öldüm...” dedim “Haydi kalk onun ziyaretine gidelim” dediler arkadaşlar.
0 güzelim bahar havasından eser kalmamıştı simdi. Boğucu bir sıcaklık vardı ve ben yanıyordum... Yürürken hala birşeyler anlatan arkadaşlarımın sesi uğultu gibi geliyordu kulağıma. Al bak bu onun yazdığı şiir diyerek birinin elime tutuşturduğu kağıdı aldım “iste burası” diyen Adnan’ in sesi ile geldiğimizi anladım. ilk gözüme çarpan bitlisin kesme taşlarından yapılmış bir mezar. Bana herşey bir şaka gibi geliyordu. Sanki şimdi arkamdan o yumuşacık sesi ile “kelebek avına mı çıktın”? diyecek. Ama öyle olmuyor, iş te gerçek upuzun önümde yatıyor. Gözlerimden akan yaşlar arasında ahh kelebek nasil yapabildin...
Yürüdüm ayak ucunda durdum. Baş ucuna konulmuş mermer taşında “ ŞABLONCU KAFALARIN DISINDA, ONURU İÇİN AYAGA KALKANLAR YENİ İNSAN TİPİNİ YARATACAKTIR ELBET” diye yazılmıştı...
Kafam uğulduyor, gözlerimden akan yaşlar çevremi görmeme engel oluyorlardı. Aslında bende çevremi görmek istemiyor, yeni bir kelebek tanımak istemiyorum. Lakin bir yerlerde mutlaka bir musa vardır...
Kelebeği yüreğime gömüp, gözlerimi gözyaşlarıma teslim ederek yürüdüm. Cebimdeki şiiri çıkardım okumaya çalışıyordum ama göz yaşlarım bana mecal vermiyordu... yürüdüm yürüdüm... Sanem!!! sanem!!! kelebek ah kelebeğim
ÇARE
Çaresizliğe çare
Varmı kı ölüme derman
Kış ortasında çiçek açarmı AĞRI
Bin yıların küskünlüğüyle
Dalgalanan VAN GÖLÜ
Geri verirmi gençliğimi
Tükenen umudum
Ağaran saçlarım
Aah O boşa geçen yıllarım
Çare var mı
Var mı ki
Ölüme derman
Dudaklarımda donan çığlığa
Avutulan kalbimin isyanına
Rüzgara yelken açmış umutlarıma
Çare var mı
Var mı ki
Ölüme derman
Umuda gebe gelen günler
Sürprizin kendisidir yaşam
Dokunulacak kadar yakın
Ulaşılmaz kadar hayal
Vede çaresiz
Anarken seni son nefesimde
Yavaş yavaş soğuyan bedenime
Gözlerimden sesizce akan
Gözlerimin yeşilini
Vangölünün mavisine katan
Göz yaşıma
Çare var mı
Var mı ki
Ölüme çare
10 / 9 / 1983
VAN
MÜRÜVET CACIM
muruvetcacım@gmx.de