‘Beyanın Takipçisi olmak’
Geçtiğimiz dönemde, Özgür Yurttaş Girişim Grubu tarafından, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı siyasal irade olarak deklare eden bir kampanya gerçekleştirildi.
Kürdistan’da başlatılan ve zamanla dört parçaya ardından da Avrupa’ya yayılan bu kampanyada milyonlarca imza toplandı.
Kampanyanın sonuçları ise 18 Mayıs’ta Fransa’nın Strasbourg kentinde başta BM olmak üzere Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyine yine ‘Ben Öcalan’ım Öcalan Ben’ sloganı ile onbinler eşliğinde teslim edildi.
Milyonlarca insan bu beyanlarıyla mesajlarını hem Türk devleti hem de ‘uygar’ dünyanın ortak karar mekanizmalarına açık bir şekilde verdiler.
‘Abdullah Öcalan Kürdistan’da Siyasal İradedir’ Referandumu Girişim Komitesi’ de kampanyayla ilgili olarak ‘Kürtler referandumla birlikte Kürt sorununu çözmüştür. Artık sorumluluk Devlet’e aittir’ açıklamasını yaparak devletin gerekli adımları atması gerektiğine dikkat çektiler.
Türk devletinin bu irade beyanına cevabı biliniyor.
Referandum çalışması boyunca Kürdistan’da ve Türkiye’ de yüzlerce Komite üyesi gözaltına alındı, İşkencelerden geçirildi, para cezasına çarptırıldı. 2-3 yaşında çocuklara imza attırılıyor gibi gerekçelerle insanlara yönelindi.
Milyonların siyasal irade olarak açıkca belirttikleri Kürt Halk Önderi ise hala en yoğun tecrit altında, sağlık sorunları yaşıyor, talepleri yeterince karşılanmıyor ve görüşmeler engelleniyor.
Avrupa’nın da bu kampanyaya karşı yaklaşımı biliniyor.
İşkence,gözaltı, tutuklanma, para cezaları vb uygulamalara rağmen ülkede ölümün gölgesini her an için ensesinde hissederek, bu kampanyayı başarıya ulaştıran halkımıza demokratik hakları kullanma konusunda daha bir serbestliğin olduğu avrupa’dan yeterli desteğin verilemediği düşüncesindeyim.
Ne yazık ki, avrupa’dan katılım ülkeye oranla azdı. Bunda referandum çalışmalarını yürütenlerin de payı oldu.
Ama merkezi eylemliliklerde biraraya gelen yüzbinlerce insan, kampanya’ya aktif katılamasa da haykırdıkları sloganlar ve taleplerle Öcalan’ın ‘siyasal İradeleri’ olduğunu açıkça ortaya koydular.
Türkiye, milyonların ‘Öcalan Siyasal İrademdir’ beyanına AİHM’in verdiği yeniden yargılama kararını redderek yanıt verdi ve Kürtlere karşı topyekün bir saldırı başlattı.
Kürt tarafının son altı yedi yıllık süreçte ki barış çabalarına karşın devlet bir yandan Terörle ‘Kürtlerle’ Mücadele Yasası (TMY) çıkarıp diğer yandan kimyasal silahla yok etme, vahşice yakma, gibi uygulamalarla Kürt halkı üzerinde ki baskılarını giderek şiddetlendirmektedir.
Bu bize, özellikle AB ile müzakereler sürecinde ‘Kopenhag kriterleri ‘ vb. demokratik yasaları çıkaran Türk devletinin son uygulamalarıyla ‘Kuzu postunun altına saklanmış Kurt’ hikayesini hatırlatmaktadır.
Son yıllarda oluşan olumlu hava tersine dönmüş tekrar geriye dönüş başlamıştır.
Bu Türkiye açısından, Türkiye’ de yaşayan halklar açısından üzücü ve istenmeyen bir durumdur.
Ama Türk devletinin demokrasi anlayışı meşhur atasözlerinde ki gibi ‘köprüyü geçene kadar AB’ ye dayı deme’dir.
Özünde ırkçı olan bu devlet takiyyecilik yapmakta, biraz sıkıştığı noktada’da ırkçılığını, vahşiliğini ortaya koymaktadır.
Çözüm ‘İmralı sisteminin parçalanmasından’ geçmektedir.
İnsan haklarından, gelişmiş demokrasiden bahseden, bir insanın verdiği dilekçeleri bile dikkate alan BM, AB ve AK, AİHM gibi kurumlardan Türk devletine karşı çıkan sesler ise hala çok cılız düzeydedir.
Fakat ‘bu kurumların da devletlerden oluştuğunu’ göz ardı etmemek gerekir.
Nitekim Öcalan’ın avukatlarıyla son görüşme notlarında basına yansıdığına göre İmralı koşullarının zorluğunu ve eğer bir ölüm olursa bunun devletten kaynaklı olacağını vurgulamaktadır.
Yani Kürt Halk Önderi açıkca her an imhayla karşı karşıya olduğunu belirtmektedir.
Buna rağmen bu uluslararsı kurumlar hareket geçmemekte, bir heyet bile göndermemektedirler.
Bu yaklaşımlarla aslında imhaya, hiç bir ülkenin hukuk sisteminde yeri olmayan bu uygulamalara sesini çıkarmayan, kurumlarını yeterince işletmeyen, Avrupa’ da ortak olmaktadır.
Geçmişte terörist yada aşiret lideri olarak nitelendirdikleri insanları kırmızı halılarla Lider olarak karşılayan ‘uygar avrupa milyonların sesine kulak vermemektedir.
Aslında avrupa’da ki Kürtler bu ‘gizli ortaklığın’, ‘zımmi’ anlaşmanın pek de yabancısı değiller.
Öyleyse, ‘Uygar’ avrupa’nın ‘gelişmiş demokrasisi’, uluslararası kurumları, Hümaniter örgütleri, aydınlarını harekete geçirmek bu ülkelerde yaşayan Kürtlere düşmektedir.
Çünkü, Topyekün sahipleniş Kürt sorununu içte ve dışta çözüm aşamasına getirse de, Kürt sorununun adı, muhatabı ve çözüm adresi ortaya koyulsa da çözümün kendisi hala gerçekleşmemiştir.
Çözüm Kürt gençliğinin dönemin adı olarak ortaya koyduğu gibi ‘İmralı sisteminin parçalanması’ ve Kürdün iradesine saygı gösterilmesinden geçmektedir.
Öyleyse gün,
deklare edilen beyanın takipçisi olma günüdür.
Burada en büyük görev Kürt diplomasisine, lobisine düşmektedir. Fakat KHRP Direktörü Kerim Yıldız’ın da işaret ettiği gibi Kürt lobisi uluslararsı gerekli kurumlarda yeterince etkili olamamaktadır.
Öyleyse bu diplomasi ve lobicilik faaliyeti sadece kurum ve heyetlere bırakılmamalı, Kürtlerin kurumlarının bulunduğu bütün alanlarda bir an önce ciddi olarak hayata geçirilmelidir.
Yeniden, daha büyük ve telafisi olamayacak durumlar yaşamamak için,
bütün Kürtler doktoru, sendikacısı, partilisi, işçisi, öğrencisi, kadını genci ile irade beyanlarının ardında durmalıdırlar.
İmralı sistemini, yaşadıkları alanlarda ki kurum, parti, sendika, sivil Toplum örgütü hatta kiliselere kadar aktarmalıdırlar.
Her türlü demokratik yöntemleri kullanarak iradelerine saygı gösterilmesini istemelidirler.
Bu en insani ve temel haktır.
‘uygar dünya’ bu halkın sesine, çığlığına kulak vermelidir artık.
İradeleri tecrit altına alınan, gençleri vahşice katledilip yakılan Kürtler Adalet istiyorlar.
Uluslararası kurumların kendi aldıkları kararlara riayet etmelerini, bu kararları uygulatma yönünde girişimler başlatmalarını istiyorlar.
Bir değil, bin değil, milyonlarla dünyaya beyan ettikleri Siyasal iradelerinin Yeniden Adil bir şekilde yargılanmasını ve Özgürlüğünü istiyorlar.
Murat Alpavut
alpavut@arcor.de
Bu yazı 14 Temmuz 2006 Cuma günü Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştır.