Kovara Siyasî,Çandî,Hunarî,Dîrokî,û Lêkolînî ya Kurdên Anatoliya Navîn

Ser Rupêl

  

Nûçe

Çand û Huner

Nivîskar

Sehîd

Kovara Veger
Aborî

Ferheng
Dîtin û Raman

Civak û Jîn

Spor

Medya

Polîtîka

Dîwanxane

Cîhan
Edîtor

Girêdan

Têkîlî

Lêkolîn
Defterê Nîvana

Album
Kurden Anatoliyên
Kurdistan
Gundên Kurdên Anatoliyên
Gundên me
Pirtûkxane
Arsîv

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 


 

 

 


 


 

_______________________________Murat Alpavut________________________________

      Kardeş Halk...

 

 

 

 2006’nın ilk yarısı  Kürt halkı  açısından olduça sıkıntılı ama bir o kadar da demokratik mücadelenin ivme kazandığı bir süreç olarak geçti.

Şemdinli’de başlayan, Newroz’la yükselen  ve en son Kürt halkının çatışmalarda yaşamlarını yitiren evlatlarına sahip çıkarak Kürdistan’ın hemen bütün illerinde ortaya koydukları direnişler önümüzde ki sürecin  nasıl gelişeceğini de gösterdi aslında.

Bu nedenledir’ki TC devleti bu kadar pervasızlaşarak ordusundan, siyasetine, basınına ve sokakta ki insanına kadar  Kürtlere karşı imhayı, yok saymayı, linç kampanyalarını uygulamaya koymuştur.

amaçlarına ulaşamadılar, destek göremediler, çocukları kullandılar’ vb. söylemlerle kendilerini ve Türk halkını kandırmaktan başka bir şey yapmamaktadırlar.

 

Son serhildanlar aslında büyük bir netleşmeyi de gün yüzüne vurmuştur.

Kürt Halkı artık ‘onların deyimiyle baskı ve korkuyla’ değil, ulaştığı ulusal bilinç ve kararlılık düzeyiyle alanlara çıkmış, kepenklerini kapatmış ve yaşanan bütün acı ve kayıplara rağmen direnişini yükseltmiştir.

Siyasal ve yerel alanda ki temsilcileri’ de halkın bu kararlı duruşu karşısında utangaç’ca değil artık net bir şekilde tavırlarını ortaya koymuşlardır.

Bunu gören devlet o nedenledir ki  yeni çıkardığı ‘terör’ yasaları ile kendi terörünü derinleştirerek, en demokratik talepleri bile terör kapsamına alarak bastırmak istemektedir.

Öte yandan daha bu yasaları resmiyete geçirmeden, katlettiği gerillaları katletdiği yerlerde gömmek istemekte yada son günlerde yaşadığımız gibi infaz edip yakmaktadır.

 

Oysa eylemsizlik halinde ki Kürt gerillalarını kimyasal silahla öldüren, sağ yakalayıp katleden ve yakan Türk devleti, şehitlerine bir o kadar da şehit verme pahasına  sahip çıkan bir halkın , devletin bu terörü karşısında ne tür tepkiler vereceğini hesaplayamayacak kadar aymazmıdır?

Hayır

Bu tıpkı Erdoğan’ın tehditleri, çocukların ‘örgüt üyeliği’ gerekçesiyle tutuklanıp onlara insanlık dışı işkenceler yapılması gibi aslında Kürtlere, Kürt analarına yeni bir tehdittir.

 

Ama,bu tehditler Kürtlerin ‘birlikte yaşama, barış ‘ vb. duygularını zayıflatmaktan ve dağlarla, şehirlerin giderek daha çok bütünleşmesinden başka bir şey getirmeyecektir.

 

 

Fakat herşeye rağmen Türk devleti teröründe sınır tanımamaktadır. Nitekim geçtiğimiz günlerde Yeni Özgür Politika gazetesinin manşetine taşıdığı, sağ yakalanan bir gerillanın önce infaz edilerek daha sonra yakılması, bu terörün açığa çıkan son örneklerinden birisidir.

 

Sorun sadece Kürtlerin değil

  

 Kürt halkının baştan beri ortaya koyduğu ‘Birlikte Yaşama’, ‘Demokratik Türkiye Özgür Kürdistan’  yaklaşımları, projelerine rağmen devlet her geçen gün daha baskıcı ve imhacı bir yöntemle yaklaşıyor.

Ama burada, hani ’etle tırnak gibi’ içiçe geçtiğimiz ‘kız alıp verdiğimiz’’ , ‘aynı kaderi paylaşıp cumhuriyeti birlikte kurduğumuz’ kardeş halkımızın  yaşanan bu vahşete karşı yeterli tepkiyi koymamaları, sessiz kalmaları düşündürücüdür.

Tepkiler sadece Türkiye’nin ‘onurlu’ aydın kesiminden , demokratik ve devrimci güçlerden gelmekte bu da marjinal kalmaktadır.

 

Oysa Türkiye halklarının, hergün ekranlarından izledikleri o görüntüler, yaşanan acılar, vahşet ne Filistin’de, nede dünyanın başka bir ülkesinde değil Türkiye’de yaşanıyor.

Ki zulüm nerde olursa olsun karşı çıkılması gerekir o ayrı bir konu.

Ve bu sorun sadece Kürtlerin sorunu değil aynı zamanda ve esas olarak Türklerin, Türkiye’nin sorunu değilmidir?

 

Hadi Amed’dekiler Bozhüyük’tekiler Kürtlerdi. Demokratik Haklarını kulllanarak miting yapmaya gidiyorlardı.

Faşit güruhlar Kürtlere karşı oldukları için halkı kışkırttılar, saldırdılar ve de saldırttılar.

Ya Trabzon’da, Sakarya’da ve daha bir çok Türkiye ilinde, bildiri dağıtan, basın açıklaması yapanlar, Türkiye’de ki baskı ve sömürü düzenine karşı çıkanlara niye saldırdılar?

 

Demek ki faşizm, onun Türkiye’de ki kalıntıları, özgürlük isteyen Kürt’e de , Demokrasi isteyen Türk’e de karşıdırlar.

 

Aslında o eylemlere karşı yapılan linç girişimleri ve atılan sloganlar , Türkiye halkının’da ‘genellemiyoruz ama azımsanmayacak oranda’ sistem tarafından Kürtlere karşı nasıl ‘kardeşlik’ duyguları ile şartlandırıldıklarının da açık bir göstergesi oldu.

Bir de, açlıkla, yoksullukla, baskı ve işkenceyle, ‘çakıl taşı’ edebiyatıyla terbiye edilen halkın biriken öfkesinin, çaresizliğinin bu vesileyle hangi kanallara akıtıldığının.

 

Kirli Burjuva basınının  Yanlış anlaşılma oldu. Mahir Çayan posterini asanlar  Kürt, PKK’li sanıldıkları için saldırıya uğradılar’ sözleri daha vahimdir.

Açıkça verdikleri mesaj ‘Kürt’se saldırmakta haklılar’ dır.

 

Oysa hiç’te yanlış anlama olduğu düşüncesinde değilim.

Tamam bu halkı galeyana getiren içlerinde ki bir avuç faşist güruh diyeceğim ama binlerce insan anlamadan, dinlemeden sürü psikolojisiyle, barbarca hemcinslerine saldırıyorsa, kan istiyorsa bunların bir avuç Faşistin işi olduğunu söylemek ne derece doğru olur?

 

Trabzon’da ‘TAYAD’ lıların uğradığı bu kaçıncı linç girişimidir.

Ve devlet hala ‘duyarlı vatandaşlar’ı savunmakta devrimcilere yönelmektedir.

Trabzon valisinin devrimcilere yönelik ‘Hayat kısa hayattan zevk alsınlar’ mesajı da aslında olayın traji komik yanıdır.

 

Türkiye’de ki bu gelişmeler aslında sistem tarafından

Türk toplumunun, hümanizm, barış, kardeşlik, hoşgörü gibi kavramlara ait duyarlılıkları ve bunlarla ilgili dokularıyla oynandığının göstergesidir.

Bu nedenledir ki Türk toplumu giderek hoşgörüsünü kaybediyor.

‘Ezilmişlik’ psikolojisi giderek saldırganlığa dönüşüyor.

 

Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek olan onurlu aydınları  devrim ve demokrasi mücadelesi veren Türk yoldaşlarımızı ayrı tutuyoruz ama yaşanan manzaralar gerçekliğimiz sadece devrimci, demokratların ve Kürtlerin değil, ‘çağdaş medeniyet’ seviyesinde, demokratik bir ülkede yaşamak isteyen kitlelerin’ de sorunudur aynı zamanda.

 

Çarpıtılmış tarih, bastırılmış kişilik ve fakirlikle terbiye edilen halk  katliam yapan polisleri alkışlamakta, onlarla birlikte insan avına çıkmakta, en küçük bir protesto yada demokratik eyleme ‘bir taş da ben vurayım’ histerisiyle saldırmaktadırlar.

 

Sorun  ne ‘çakıltaşı’ ne de ‘vatanseverlik’ tir.

Sorun, bu ülkeyi taa göbeğinden emperyalizme bağımlı kılanlar, doğmamış çocukların geleceğini bile ipotek altına aldıranlar, ‘vatanseverlik’ adı altında ülkeyi pazarlayanlar, halkın ekmeğine el koyarak ‘safahat’ devri yaşayanlardır.

Tepkinin yönelinmesi gereken hedef ne, Türk halkıyla aynı kaderi ‘hatta daha zulümkarını’ yaşayan Kürt halkı nede bu ülkenin aydınlığı için mücadele veren devrimcilerdir.

Hukçuların bile artık hukuk yolları tükendiği için hak arama mücadelesinde bedenlerini ölüme yatırdığı bir ülkede asıl tepki, yukarıda belirttiğimiz emperyalizmin yerli işbirlikçileri, devleti ele geçiren çeteci egemenlere karşı olmalıdır.

 

Yazının başlığında dediğim gibi,

benim ve benim gibi düşünenlerin çağrısı da aslında o ‘bir avuç’ diye ifade edilen faşist güruhların dışında kalan başta ‘aydınım’ diyenler, siyasetçi, sendikacı, ve en çok ta  insanlığını yitirmemiş ve bu ülkeyi gerçekten seven Türk kardeşlerimize’dir.

 

Koca bir coğrafya kanıyor.

Bir toplum acılarına acı katarak direniyor.

Ve bu toplum kendisine reva görülen  acılara karşı hala ‘Barış’’ da diretiyor.

Ama o toplumun aynı kaderi paylaştığı Kardeş halkının sınırlı sayıda aydınları ve devrimci demokrat gruplarının  dayanışma eylemleri  dışında, kitlesel, ‘insanlık adına, bir çıkış gerçekleştirilemiyor.

Fransız halkının göçmenlere verdiği destek kadarı bile Kürtlerden esirgeniyor.

Metropollerde’ki  Kürtler evlerinden, işyerlerinden sürülüyorlar.

esir alınmış’ kitleler’ neden diye sorgulamıyorlar.

 

Onbinlerce evladını bu savaşa kurban eden aileler, daha düne kadar Kürt tarafının ‘barışçıl’ yaklaşımları ve eylemsizlik kararı ile çocuklarını ‘geri dönecek mi’ korkusu olmadan yollayan  ana babalar neden ‘yeter artık bitsin bu savaş’ diyemiyorlar.

 

Onlar yeter  diyemedikleri için, yüreklerini Kürt analarının yürekleriyle birleştiremedikleri için  hala yaralı coğrafyamızdan operasyon,  çatışma,  yangın ve  ölüm haberleri geliyor.

 

Ateş bu gün belki en çok Kürt halkını, Kürt coğrafyasını yakıyor.

Ama, kardeş halkın dürüst, namuslu, onurlu, sıradan insanları da

en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça’, demokratik, barış içinde bir Türkiye için seslerini yükseltmedikçe, sadece Kürtler değil bütün Türkiye kaybediyor.

 

 

 

Murat Alpavut

alpavut@arcor.de

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yeniden Merhaba <<< 22.06.06

 

Kardeş Halk      <<< 01.07.06

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kovara Veger copyright ©

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

  

 

 

 

  

 

 

  

 

 

 

 


 

 

 

 

 
Nivîskar

Ahmet Gezer

Mehmet Şeker

Ibrahim Ibrahim

Hasan Hüseyin Deveci

Ömer Yüce

Murat Alpavut

Mehmet Bozdağ

Mûrûvet Y Cacim

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


     

       Kovara Veger copyright © 2003 - 2006

Sakın iki kere sağ klik yapma!...