Kovara Siyasî,Çandî,Hunarî,Dîrokî,û Lêkolînî ya Kurdên Anatoliya Navîn

Ser Rupêl

  

Nûçe

Çand û Huner

Nivîskar

Sehîd

Kovara Veger
Aborî

Ferheng
Dîtin û Raman

Civak û Jîn

Spor

Medya

Polîtîka

Dîwanxane

Cîhan
Edîtor

Girêdan

Têkîlî

Lêkolîn
Defterê Nîvana

Album
Kurden Anatoliyên
Kurdistan
Gundên Kurdên Anatoliyên
Gundên me
Pirtûkxane
Arsîv

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 


 

 

 


 


 

_______________________________Mehmet Bozdağ________________________________

                                 

                                    Mutluluğun Resmini Çizebilmek

 

Konya’nın çöllerinde yetişip de  mutluluğun resmini çizebilmek mümkün mü ? Konyalı biri çizebilir belki ama Orta Anadolu sürgün Kürdünün çizmesi mümkün değil diye düşünüyorum. Mutluluk yaşanır, hissedilir. Bizler sürgünlükten kaybetmişiz mutluluğu.

 

Yaşamda binlerce kez sevindik, üzüldük. Her birinin ayrı bir yeri olmuştur. Bunların dışında yaşamımda hep bir boşluk, eksiklik vardı. Bir türlüde anlam veremiyordum. Bu duygu 2002 yılında Kürdistan’a ilk gidişimle birden bire çözüme kavuştu. Bu boşluk yüzyıllardır görmediğim, yaşamadığım, koparıldığım toprakların özlemiydi. Bilmek, söylemek yetmiyordu. Yaşamak, görmek gerekiyordu. Muhacir olduğunu bilip de tarihini bilememek kadar kötü bir şey olamazdı. İçimde hissettiğim boşluk buydu.

 

2002 yılında Amed’e giderken otobüste okumak için bir dergi ve kitap yanıma almıştım. Antep’e kadar aralıksız okudum. Okurken bile bir acelecilikle okuyordum. Antep’e ulaştığımda, yüreğimde bir heyecan, bir coşku seli vardı. İlk defa görecektim bundan sonrasını. Günün ilk ışık süzmeleri de kendini göstermeye başlamıştı. O loşluğun içinde gözlerim hep uzaklara bakıyordu. Özlediğim arkadaşları arıyordum. Kimi zaman bir kayanın kovuğunda kimi zaman bir ağacın altında buldum arkadaşları. Coşkulu bir nasılsın ile birlikte kucaklaşarak hasret giderdik. Hemen sohbete daldık. Arkadaşlar “nedir sıkıntılar” “niye çalışmıyorsunuz” diye sorduğunda bir iki kez gerekçeler sıralamaya çalıştıysam da birden bire “mezar taşıma halkına  borçlu öldü yazın” sözleri gelince vazgeçip mahcup bir şekilde eksiklerimin, eksiklerimizin üzerinde yoğunlaştık. Bu yoğunlaşmayı kimi zaman Urfa’nın o kötü yolları bozuyordu.

 

Siverek’e ulaştığımda heyecanım bir kat daha artmıştı. Çünkü hem Amed’e iyice yaklaşmıştım hem de yıllar önce tanıştığım bir Siverekli memosta aklıma geldi. Memosta İzol aşiretine mensuptu. Annem de İzol aşiretindendi. Köklerinin tarihini bilememenin getirdiği sır perdesini acaba aralayabilecek miydim ? Tarihi bilinmezliği sonlandırma arzusu benliğimi bir kora dönüştürmüştü. Bu arzu mu beni buralara getirmişti, bilinmez ama köklerimle buluşma isteği dayanılmaz bir hal almıştı.

 

Bu duygulardan sıyrılmamı sağlayan, Amed’e 30 KM tabelasıydı. Amed’in her Kürt için ayrı bir yeri vardır. Serhıldanların, direnmenin, coşkunun sembolü. Kürtlüğün, medeniyetlerin başşehri. Çevrenin her santimetresini adeteta ezberlemek istiyordum. Bir yandan da üzerimize aldığımız ağır yükü kaldırabilmek için neler yapabilirizi hızla düşünmeye çalışıyordum. Seçim sonrası ortaya çıkan boşluğu, sıkıntıları aşmak için “Yeniden Yapılanma Komisyonun” da görev almıştım. Sorumluluğumuz ağır ve meşakkat istiyordu.

 

Otobüs terminale girmişti ve beni bekleyen arkadaşım beni alıp il binasına götürdü. Genel sohbetlerin ardından, komisyonun diğer üyeleriyle yaptığımız toplantı sonrası görev alanlarımızı belirledik. Ben Dersim, Elazığ, Bingöl ve Malatya  illerindeki çalışmalardan sorumlu olmuştum. Daha sonra üç arkadaş şehri dolaşmaya çıktık. Pazarcısı, simitçisi, çaycısı,taksicisi, memuru, esnafı herkes Kürtçe konuşuyor. Müthiş  bir hazdı. Asla yabancılık çekmiyordum. Her şey, herkes tanıdık geliyordu. Bu tanışıklık 300-400 yıl önceki tanışıklıktı. Bu duygu bende müthiş bir güven ve rahatlamayı da  beraberinde getirmişti. Görev ve sorumluluğumuz çok ağır olmasına rağmen bende ciddi bir özgüven oluşmuştu. Konya’daki ruh halinden çok farklıydım artık.

 

Koca okyanusun içinde ki adacık ruh halinden, okyanusun kendisi olmuştum. Tarifi zor bir duygu. Eminim ki, Orta Anadolu Kürdü benim duygumu çok daha iyi anlayacaktır.  

 

Ertesi gün Elazığ’a hareket etmiştim. Her yeni yer, beni biraz daha mutluluğun resmini çizmeye yaklaştırıyordu. Elazığ’dan 4 günlük çalışmadan sonra Dersime hareket ettim. Gördüklerim  beni avazım çıktığı kadar bağırmaya itiyordu. Bu güzellik, bu hırçınlık, bu sıcaklık anlatılamazdı. Ben de ilk yarattığı duygu “kim demiş cenneti gören yok” diye. Ben gördüm. Evet büyük şair ben mutluluğun resmini çizebilirim artık. Bu güzel cenneti cehenneme çevirmek isteyenler şehri çepe çevre kuşatmaya çalışmışlar. Mümkün mü o dağları, Munzuru kuşatmak ? Ancak kendilerini kandırırlar. Her yeri, her karışı bambaşka bir güzel. Doğallığı yok edilmek istenen Gözeler, Munzur.  Mutluluğun resmi; Dersim. Başka bir ülkeye girer gibi, her kişinin, her aracın kontrol edildiği kontrol noktaları bu güzel cenneti kirletiyor.

 

Ben artık mutluluğun resmini de, köklerimi de bulmuştum. Değil 300-400  senelik koparmalarınız, 1000 yılda olsa artık köklerim tüm engellemelere rağmen yurduna ulaşmıştı, bütünleşmişti. Koparıp bitireceğini sananların aklına şaşarım.

 

Sürgünlerin, baskıların yaşanmadığı, Özgür bir dünya, Özgür bir ülke umuduyla …

 

04.07.2006

 

Mehmet BOZDAĞ               

 

 

 

Mutluluğun Resmini Çizebilmek  >>> 06-07-06

 

Özeleştiri >>> 01.07.06

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kovara Veger copyright ©

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

  

 

 

 

  

 

 

  

 

 

 

 


 

 

 

 

 
 

Ahmet Gezer

Mehmet Seker

Ibrahim Ibrahim

Hasan Hüseyin Deveci

Ömer Yüce

Murat Alpavut

Mehemet Bozdağ

Mûrûvet Y Cacim

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


     

       Kovara Veger copyright © 2003 - 2006