|

____________________________Mehmet
Bozdağ____________________________
Kadın
Sorununa
Bir
Bakış
2003
yılından
bu
yana
devam
eden
405
asker
ve
rütbelinin
tecavüzüne
uğradığı
iddiasıyla
Ş.E
davası
beraatla
sona
erdi.
Kadının
adı,
özgürlükler,
hukuk
yine
yok
sayıldı.
Ş.E’ye
destek
amacıyla
daha
önce
hazırladığım
bu
yazıyı
ona
hitaf
ediyorum.
Neolitik
çağdan
bu
yana
erkek
eğemen
anlayış,
kadının
kimliğini
yok
etmek
için
büyük
çaba
içerisinde
olmuştur.
Her
şeye
rağmen
kadınlar,
cılızda
olsa
sömürüye,
şiddete
ve
tecavüzlere
karşı
mücadelesini
sürdürmüştür.
Kadının
onurlu
kimlik
arayış
mücadelesi
her
toplumda,
farklı
biçimlerde
yorumlanarak,
çarpıttırılarak
hedeften
uzaklaştırılmaya
çalışılmaktadır.
Kadını
cinsel
obje
olarak
gösterilmesi,
zayıflığı,
eşitsizliği
ön
plana
çıkarılması,
kadının
özgürlük
mücadelesinin
önüne
geçmek
için
erkek
egemen
sisteminin
ortaya
attığı
bir
anlayıştır.
Erkek
eğemen
anlayışı,
her
şeyi
kendi
çıkarı
uğruna
şekillendirmiştir.
Bu
şekillenme
bir
süre
sonra
toplumuda
bir
kenara
bırakarak,
gücü
bir
avuç
egemenin
hizmetine
sunmuştur.
Bireyin
özgür
yaşamı,
halkın
özgürlükleri
sadece
kağıt
üzerinde
kalmıştır.
Her
şey
egemenler
içindir
mantığına
göre
tasarlanıp
hayata
geçirilmiştir.
Tabu
haline
getirilmiştir.
Birey,
toplum,
doğa,
demokrasi,
eşitlik
devlet
için
vardır.
Devlette
bir
avuç
zümre
için
vardır.
Güç
kutsanmıştır.
Buna
karşıda
halklar
cins,
sınıf,
ulus,
mezhep
mücadelesi
sürdürmektedir.
Bu
mücadeleleri
veren
hareketlerin
hemen
hemen
hepsinin
birincil
hedefi
“önce
devleti
ele
geçirelim
daha
sonra
halklara,
cinslere
özgürlük
getirelim”
şeklindedir.
Bu
ciddi
bir
yanılgılı
yaklaşımdır.
Bu
değerleri
iktidarı
ele
geçirme
aracı
olarak
kullanmaktadırlar.
Kadın
sorunu
çözülmeden,
demokratikleşme
sorununun
çözülme
şansı
yoktur.
Hele
hele
göstermelik
yaklaşımların
bu
sorunu
çözmesi
mümkün
görünmektedir.
CHP’nin
kadın
komisyonları
ile
algıladığı,
sadece
8
Mart
dünya
emekçi
kadınlar
gününde,
kadınlara
balo
kıyafetleri
giydirip,
o
günlük
pasta,
çöreklerin
yenilmesi
ve
seçimlerde
oy
almak
için
sembolük
görüntü
için
yer
verilir.
SP,
AKP
gibi
partiler
ise
kadın
komisyon
başkanlığına
60-70
yaşlarındaki
ak
sakallı
dedelerimizi
seçerler.
Kadın
kendini
yönetemez,
genç
erkek
de
şehvet
düşkünü
olacağı
için
70’lik
dede
olmasını
kadınlara
caiz
görmüşlerdir.
Kadınlara
lutuf
bahşetmişlerdir.
Bizlerde
de
çok
farklı
değildir.
Eylemde,
mücadele
alanlarında
en
öne
onları
sürdük
veya
onları
görmek
istedik.
Fakat
mevki,
makam
işlerine
gelince
“yetersizdir”
“temsil
gücü
yok”
gibi
en
hafif
deyimiyle
sernenişlerde
bulunduk.
Beş
bin
yıldır
sömürdüğümüz,
geri
bıraktığımız
kadınlardan
istedik
ki
“erkek
gibi
kadın”
olsun.
Bu
yaklaşım
bile
ciddi
hastalıkları,
yanılğıları
içinde
barındırmaktadır.
Erkek,
savaştır,
güçtür,
sömürüddür,
talandır,
inkardır.
Erkekten
uzaklaştıkça
özgürlüğe,
barışa,
eşitliğe
ulaşmak
mümkün
olacaktır.
Doğru
bir
kimlik
tanımı
ile
amaçlar
ve
ilkeler
daha
net
belirlenecektir.
Böylece
kadın
özgürlük
mücadelesi
buna
paralel
olarak
daha
güçlü
yürütülecektir.
Çağımızın
en
temel
çelişkisi,
cins
çelişkisidir.
Bu
çelişkinin
içine
girmeyen
hiçbir
toplumsal
ilişki
ve
çelişki
yoktur.
Kadının
yaşadığı
ikincil
konumu,
dışlanmışlığı
toplumun
bütün
alanlarında
görmek
mümkündür.
Erkek
eğemenliği
kendi
kurumsallaşmasını
geliştirip,
güçlendirdikçe
kadına
“zayıf
cins”
muamelesi
yapılmaktadır.
Erkeklik
toplumda
kutsanırken,
kadınlık
şehvet
ve
utanç
kaynağı
olarak
görülmektedir.
Erkeğin,
kadını
en
eski
mülkü
olarak
görmesi,
toplumun
her
kesiminde
zihniyet,
davranış
yapısına,
köleci
ve
mülkiyetçi
duyguyu
yerleştirmiştir.
Kadın
için
en
önemli
sorunların
başında
da,
toplumda
kutsanmış
aile
kurumundaki
cinsiyetçiliğe
dayalı
röllerin
devam
ettirilmesidir.
Kadın
için
kurtuluş
gibi
gösterilen
evlilik
kurumu,
bir
kölelikten
başka
bir
köleliğe
geçişi
sağlamaktadır.
Bu
durum,
devletin
yasak,
toplumun
ayıp,
dinin
günah
hukukuyla
sağlamlaştırılmıştır.
Kadın
mücadelesi
açısından,
feminist
hareketlerin
kadın
sorununu
gündemleştirmede,
tarihsel
nedenlerine
ışık
tutmada,
önemli
kazanımları
açığa
çıkarmada
ciddi
katkısı
olmuştur.
Ancak
feminizim
de
sorunu
ele
alırken
batı
merkezli
demokrasilerin
ufkunu
aşamaması
zaafiyetini
göstermiştir.
Bundan
hareketle,
insanlık
tarrihindeki
kadın
mücadelesinin
deneyimlerini
bütünlüklü
ele
alıp,
birleştirmek
önemlidir.
*
Toplumsal
Cinsiyetçiliğe
Karşı
Mücadele
için;
1.
Aile
kurumunda
toplumsal
cinsiyetçi
rollerin
aşılması
ertelenemez
bir
sorun
olarak
ele
alınması,
2.
Kadının
kendi
sorunlarını,
ezilmişliklerini
fark
etmesi
ve
özgürlük
mücadelesinin
önünü
açmak
içinde
özerk
örgütlülüğünü
yaratması,
3.
Mevcut
egemen
zihniyeti
çözerek,
kadın
özgürlüğü
üzerindeki
köleleştirici
zihniyet
ve
iradelerin
kaldırılmasının
sağlanması,
4.
Sistemin
ürettiği
tüm
düşünce,
duygu,
din,
bilim
ve
sanat
kalıplarının
çok
sıkı
bir
eleştiriden
geçirilerek,özgür
kadın
kimliğinin
açığa
çıkarılması,
5.
Tek
taraflı
erkek
iradesini
ifade
eden
toplumsal
cinsiyetin
aşılması,
kadının
üzerindeki
baskıcı
ve
eşitsiz
uygulamaların
kaldırılması
ve
eril
zihniyetininaşılmasının
araçlarının
yaratılması,
6.
Toplumsal
cinsiyet
eşitliği
sağlanmadan
hiçbir
özgürlük
ve
eşitlik
talebi
anlam
bulamaz,
gerçekleşemez
yaklaşımının
ortaklaştırılması,
7.
Yaşamın
hr
alanında
söz
sahibi
olabilmek
için
erkek
normlarının
benimsenmesinin
red
edilmesi,
toplumsal
cinsiyetçiliğe
karşı
mücadelenin,
erkekleşen
kadın
yaklaşımlarıyla
gerçekleşemiyeceğinin
bilincinde
olunması,
8.
Kadının
tüm
sorunlara
yönelik
özgürlükleri
ve
demokratik
kültürü
geliştirmeyi
esas
alan
mücadelesini
geliştirerek
sistemi
dönüşüme
zorlaması,
Kadın sorununu her birimizin iyi anlaması ve sindirmesi gerekmektedir. Ak
tülbentli
Kürt
anasının
yarattığı
ve
elde
ettiği
kazanımlar
önemli
olmakla
beraber
daha
işin
başında
bulunmaktadır.
Kadının
özgürleştiği
bir
dünya
umuduyla....
21.09.2006
Mehmet
Bozdağ
*
DTP
Kadın
Çalışma
grubunun
hazırladığı
broşürden
Arşiv:
www.ozgurpolitika.com
<<<
'Davanın
seyri
değişecek'
Mardin'de
1993-94
yıllarında
asker
ve
subayların
tecavüzüne
uğrayan
Şükran
Esen'in
405
asker
hakkında
açtığı
davanın
ikinci
duruşması
bugün
görülürken,
davanın
seyrini
değişecek
bir
rapor
ortaya
çıktı.
Tecavüzü
ispatlayan
bu
raporla
birlikte
davanın
seyri
değişecek
mi,
sorusuna
verilecek
cevabı
bugünkü
duruşma
gösterecek.
HABER
MERKEZİ
Mardin
Özel
Kızıltepe
Sağlık
Merkezi
tarafından
1993
yılında
yapılan
muayene
sonucunda
Şükran
Esen'in
tecavüze
uğradığının
raporla
belgelendiği
ortaya
çıktı.
Dün
Şükran
Esen'e
tecavüz
edildiğini
kanıtlayan
doktor
raporunu
basına
açıklayan
Gözaltında
Cinsel
Taciz
ve
Tecavüze
Karşı
Hukuki
Yardım
Bürosu
kurucularından
ve
aynı
zamanda
İnsan
Hakları
Derneği
(İHD)
Genel
Başkan
Yardımcısı
Eren
Keskin,
söz
konusu
raporun
405
subay
ve
asker
hakkında
açılan
davanın
seyrini
değiştireceğini
söyledi.
Mardin'in
Derik
ve
Mazıdağ
İlçesi'nde
1993
ve
1994
yılında
gözaltına
alınan
Şükran
Esen'e
tecavüz
etmek
suçundan
405
subay
ve
asker
hakkında
açılan
davanın
ikinci
duruşması
bugün
Mardin
2.
Ağır
Ceza
Mahkemesi'nde
görülecek.
Ve
bu
rapor
bugün
görülecek
olan
ikinci
duruşmaya
tecavüzü
ispatlayan
bir
belge
olarak
avukatlar
tarafından
sunulacak.
'Doktorun
başına
bir
şey
gelmesinden
korktum'
Geçtiğimiz
günlerde
Almanya'ya
giderek
Şükran
Esen
ile
görüşen
İHD
Genel
Başkan
Yardımcısı
Eren
Keskin,
tecavüzü
belgeleyen
Mardin
Özel
Kızıltepe
Sağlık
Merkezi'nde
görevli
doktor
Adnan
Halitoğlu
tarafından
hazırlanan
rapora
ulaştı.
Keskin,
Şükran
Esen'in
tedavisinin
hala
sürdüğüne
dikkat
çekerek,
"Şükran
Esen'in
hala
büyük
bir
korku
ve
panik
hali
yaşadığını
gördüm.
Almanya'da
bile
kendisinin
izlendiğinden,
ailesine
bir
zarar
gelmesinden
korktuğunu
anlattı.
Yani
travma
etkilerini
hala
yaşıyor.
Konuşmamız
sırasında
Şükran
Esen,
'O
raporu
verse
miydim'diye
ağzından
bir
şey
kaçırdı.
Ben
de
bu
raporun
çok
önemli
olacağını
söyledim.
Bana
'Doktorun
başına
bir
şey
gelmesinden
korkuyorum'
dedi.
1993
yılından
beri
doktorun
başına
bir
şey
gelmesin
diye
bir
kadın
kendisine
yapılan
tecavüzün
belgesini
gizleyebiliyor.
Bu
onun
yaşadığı
korkunun
açık
bir
göstergesi
aslında.
Savaşın
ve
işkencenin,
boyutlarının
ne
kadar
korkutucu
olduğu
ortada"
diye
konuştu.
Şükran
Esen
ile
yaptığı
görüşme
sonucu
ortaya
çıkan
Mardin
Özel
Kızıltepe
Sağlık
Merkezi'nde
görevli
doktor
Adnan
Halitoğlu
tarafından
15
Nisan
1993'te
hazırlanan
ve
Şükran
Esen'e
verilen
raporu
dün
bir
basın
açıklamasıyla
kamuoyuna
duyuran
Eren
Keskin,
Şükran
Esen'in
maruz
kaldığı
tecavüzün
ardından
geçirdiği
kanama
nedeniyle
Mardin
Özel
Kızıltepe
Sağlık
Merkezi'ne
gittiği,
15
Nisan
1993'te
hazırlanan
raporda,
"Şükran
Esen'in
yapılan
kızlık
muayenesinde
kızlık
zarınının
travma
neticesinde
zedelenmiş
olduğu,
tarafımdan
gözlendi.
Not:
Kızlık
zarı
travma
neticesinde
bozulmuştur"
ifadesinin
yer
aldığı
kaydedildi.
'Rapor
tecavüzü
ispatladı'
Savaşın
yoğun
olduğu
dönemlerde
gözaltına
alınanların
isimlerinin
kayıtlara
geçmediğini
ifade
eden
Keskin,
"şu
anda
yaşandığı
gibi
o
dönemlerde
de
gözaltına
alınanlar
kayıtlara
geçmiyordu.
Şükran
Esen'in
de
bu
nedenle
dosyasında
tecavüzü
belgeleyen
bir
rapor
bulunmuyordu.
Ancak
bu
raporla
Şükran
Esen'in
tecavüze
maruz
kaldığı
belgelenmiş
oldu"
diye
kaydetti.
'Mahkeme
bu
raporu
ciddiye
almak
zorunda'
Savaşın
ve
işkencenin
o
kadar
yoğun
olduğu
yıllarda
böyle
bir
rapor
verme
cesaretini
hiçbir
doktorun
gösteremeyeceğine
de
dikkat
çeken
Keskin,
"Doktor
Halitoğlu,
o
yıllarda
yazdığı
raporla
cesaretini
ve
insan
haklarına
bağlılığını
çok
açık
şekilde
ortaya
koymuştur"
dedi.
Raporu,
Mardin
2.
Ağır
Ceza
Mahkemesi'nde
yarın
görülecek
olan
duruşmada
mahkemeye
sunacaklarını
ifade
eden
Keskin,
mahkemenin
bu
raporu
ciddiye
almak
zorunda
olduğunu
belirterek,
"Daha
önce
de
şükran
Aydın
davası
AİHM'de
böyle
bir
belgeye
dayanılarak
kazanıldı.
Rapor
bu
kadar
açık
olmadığı
halde.
O
nedenle
mahkeme
bu
raporu
ciddiye
almak
zorundadır"
diye
ekledi.
Bugünkü
duruşmaya
İnsan
Hakları
Derneği
Genel
Merkez
Yöneticileri,
Avrupa
İskence
İzleme
Komisyonu
üyeleri
ve
Gözaltında
Taciz
ve
Tecavüze
Karşı
Hukuk
Projesi
avukatları
da
katılacak.
Ateşkes
<<<
12-10-06
Kuzey
Kutbunda
Bir
Türkiye
Eridi
<<<
22-09-06
İyi
Çocuklar”
İş
Başında<<<
14.09.06
TMY:
Toplumla
Mücadele
Yasası
<<<
04.08.06
Mutluluğun
Resmini
Çizebilmek
<<<
06-07-06
Özeleştiri
<<<
01.07.06
Copyright
©
Kovara
Veger
Nu
|