TÜRKİYE’ NİN DİL VE KÜLTÜR POLİTİKALARI

“Dünya ,birbirini besleyen bin çiçekli bir kültür bahçesi olmuştur.Her kültür ,geçmiş kültürlerin gübrelediği birikim topraklarının bir kültür çiçeği olmuştur.Bilinçli yada bilinçsiz bu büyük kültür bahçesinden bir çiçeği yok etmek,insanlıktan bir rengi ,bir kokuyu ,bir güzelliği ,bir yaratıcılığı almakla bir tutulmuştur”Yaşar Kemal’in bu sözleri aslında Anadolunun kültür yapısını ifade etmektedir. Bütün tarih otoriteleri yerleşik düzene geçişin ve ilk uygarlıkların Mezopotamya ve ordan da Anadolu ya geçtiği konusunda görüş birliğine varmışlardır.
Anadolu ,öteden beri birçok farklı uygarlığa(Likya,Hitit,Urartu,Frigya,Bizans ),farklı kültüre ev sahipliği yapmıştır.XI yüzyıldan itibaren Türkler de bu kültürel zenginliğe dahil olmuşlardır.Yüzyıllar boyunca görece barışık bir şekilde yaşayan bu farklı kültürler arasındaki çekişmeli durum,Anadolu coğrafyasında XIX .yüzyılın son çeyreğinden itibaren Milliyetçiliğin ve ulus-devlet modellerinin yaygın bir şekilde hayata geçmesiyle birlikte farklı bir boyuta sıçramıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu kültürler mozayiği üzerine kurulmuştur.Ancak siyasal rejimin tek dil,tek kültür,tek din hatta tek mezhep anlayışına dayalı red ve inkarcı yaklaşımları sorunları bugün içinden çıkılmaz bir hale sokmuştur.
Osmanlı’nın son döneminde etkili olmaya başlayan milliyetçi akımların (Jön
Türkler,İttihat ve Terakki) kültürel bakışı Cumhuriyet döneminde de etkili
olmuştur. Cumhuriyetin kuruluş yılları incelendiğinde ,ulus-devletin oluşum sürecinde
ulusal eğitim üzerinde önemli etkileri bulunan bazı derneklerin ön planda olduğu görülür.Bu dernekler direkt olarak devlet tarafından kurulmuşlardır ve uluslar arası meşruiyeti olmayan işler daima bu tür kurumlar aracılığıyla yürütülmüştür(bugün de olduğu gibi)Bunlardan Türk ocakları(Cumhuriyetten önce de mevcuttu) ve Halkevleri.Türkiye nin tek kültürlülüğe dönüştürülmesi konusunda önemli çabaları vardır.Söz konusu dernekler doğrudan devletin(CHP) resmi organları olarak tekçi bir ulusal kültür yaratmak amacıyla kurulmuşlardır.Bu dernekler (ayrıca bunların bünyesinde yayınlanan yayınlar),esasında Cumhuriyet öncesinde kurulmuş olan Türk Yurdu,Türk Derneği gibi kuruluşların misyonunu sürdürmüşlerdir.
Dönemin birçok tarihçisi ve siyasetçisi bu derneklerde(Türk ocağı) ve yayın organlarında bir araya gelmişlerdir.Dernek kurultaylarında yapılan konuşmalarda kültürel çeşitliliğe kesinlikle yer verilmeyeceği ve verilmemesi gerekliliği sürekli vurgulanmıştır. Çok dilliliğin yasaklanması ,hatta Türkçeden farklı bir dille konuşanların para ve hapis cezaları ile cezalandırılmaları gerektiği üzerinde ısrarla durulmuştur. 1928’de “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyası Türk ocakları tarafından organize edilmiştir,yine 1930’lu yıllarda Halkevleri benzer çalışmalarda bulunmuşlardır.
Bu tutum ve tavırlar devletin o dönemde Türkçe dışındaki dillere bakışını anlatıyor.
T:C nin çokkültürlülüğe ve çok dilliliğe bakışını ifade
düştüler.Tezleri basitçe şöyleydi “Türkçe birçok dilin menşei idi ve gelmiş geçmiş birçok büyük uygarlık(Hint,Sümer,Hitit,Mısır,hatta yunan uygarlıkları) köken itibarıyla Türk uygarlığıydı.Bu tezlerin hepsi dünya tarih çevrelerince çok saçma bulunsada ve iddialarda geri adımlar atılsada bu zihniyet sistematik bir biçimde kuşaklar boyunca insanların bilinç altlarına yedirildi.Türklüğü,Türk dilini,Türk kültürünü Türk e ait her şeyi abartılı bir şekilde yücelten yaklaşım adeta dizginlenemez bir hal aldı.Diyebilirim kişuan ortalama hiçbir Türk olaylara ve olgulara rasyonel bakamaz.Onun kafasında apayrı bir dünya vardır ve O kendisini dünya yı titreten bir uygarlığın mirasçısı olarak görür. Gelelim anadil meselesine; Kişiliğin oluşumunda anadilin çok büyük bir yeri vardır.Dil düşünceyi,düşüncede dili besler.
Ana dili eğitimi bireyin toplumsal,sosyal bir varlık olarak gelişmesinde ,dünya yı ve içinde yaşadığı çevreyi algılama ve yorumlamasında, özgür ve eleştirel düşünebilmesinde ,ilköğretimden başlayarak tüm eğitim basamaklarında ve daha sonra da bir yetişkin olarak sürdüreceği yaşamındaki başarısında temel belirleyicilerden bir tanesidir. Bu nedenle bilimsel temellere dayalı ana dili eğitimi bir insanlık hakkıdır. Farklı dilleri yok sayan ya da “tehlike” olarak algılayan düşünce ,Türkiye’de anadilinde eğitimin önündeki en büyük engeldir.Bu düşünceye paralel olarak geçmişten günümüze birtakım yasal onlemler alınmıştır.1980 öncesinde ,bir dönem diller çok katı bir yasaklama ile karşı karşıya kalmış (özellikle kürtçe), günlük yaşamda dahi konuşulması yasaklanmıştır. Sokakta dahi kürtçe konuşan kişiler para cezasına çarptırılmıştır.1980 sonrasında da Anayasada “yasal güvence “ adı altında kısıtlama uygulamaları sürdürülmüştür.Anayasa’nın 42.Madde’sine ("Türkçe'den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez." ) dayandırılarak çıkarılan yasalarla “yasaklı
diller” büyük bir baskı altına alınmışlardır.
İç ve dış kamu oyunda yasaklama yoktur diyerek büyük bir aldatmacanın içine girilmiştir.AB istiyor diye göz boyama ya yönelik çok küçük adımlar bile özünden saptırılıp büyük bir kandırmacanın içine girilmiştir ve içlerine sindirememişlerdir.
2001 yılında üniversite öğrencilerinin anadilde eğitim konusunda verdikleri dilekçeler ayrılıkçı bir siyasal eylem olarak değerlendirilmiş ve öğrenciler çeşitli cezalara çarptırılmışlardır.Yine tüzüğünde anadil öğrenimine yer verdiği için Eğitim-Sen kapatılmayla karşı karşıya kalınmış ve bu maddeyi tüzüğünden çıkarmak zorunda bırakılmıştır.Bunlar sadece birkaç örnektir.Cumhuriyet tarihi boyunca farklı dil(özellikle kürtçe) ve kültürler öylesine baskı altına alınmışlardır ki adeta nefes aldırılmamış.T.C sadece içerde değil ,yurtdışında da özellikle Kürt dili ve kültürünü yok saymaya,önünü kesmeye yönelik tutumlar içine girdi.(1980 li yıllarda İsveç te açılan ilk kürtçe eğitim veren kreş,Erivan da Kütçe yayın yapan radyonun kapatılması, bugün Roj tv nin kapatılması) gibi birçok diplomatik girişimde bulunmuştur.Tüm bunları yaparken bir taraftanda Yunanistan,Bulgaristan,Bosna,Karabağ ve Irak gibi ülkelerde yaşayan Müslüman ,Türk ve Türkmen azınlıkların dil ve kültürlerini kullanıp geliştirmeleri ve
anadilleriyle eğitim yapmaları gerektiği konusunda sürekli uluslar arası girişimlerde bulunarak çifte standartlı bir tutum sergilenmiştir.
Adeta bütün dünya ya meydan okurcasına pervasızca hareket edilmiştir.AB nin
zorlamasıyla atılan küçük adımlar(Kürtçe kurslar,T.V ve Radyo yayını) ın bir
kandırmacadan ibaret olduğu hemen anlaşılmış ve hiç rağbet görmemiştir.Kürt halkı çok iyi biliyorki red ve inkar politikasına dayalı asimilasyoncu zihniyet değişmedikçe sorun çözülmeyecektir.Atılan ufak tefek adımlar ise zaten baştan ölü doğmuşlardır.Dünyanın neresinde görülmüş kendi dilini öğrenmek için insanların para ödediği.Toplumların ve bireylerin dillerini kültürlerini geliştirmeleri devletin asli görevidir.Tüm bu baskı ve engellemelere rağmen Kürt dili ve kültürü varlığını bugüne dek sürdürmüşse bu O dilin ve kültürün ne kadar köklü ve eski olduğunun kanıtıdır. T.C uluslaşmanın en önemli ayağının dil birliğinden geçtiğini çok iyi biliyor.Kürt uluslaşmasını engellemek için önce diline yasak getirmiştir.
Bütün seksen yıllık süreç red ve inkar üzerine kurulu olduğu için bugün çözmek isteseler bile hiçbir projeleri yok İç ve dış baskılar karşısında zaman zaman bazı dillendirmelerde bulunmuşlarsa da bu söylemlerinin içini asla dolduramamışlardır.(Turgut Özal”:Bu ülkede kürtler vardır bende de kürtlük olabilir” Süleyman Demirel “Biz kürt realitesini tanıyoruz” R.Tayyip Erdoğan “Bu ülkede Kürt sorunu vardır çözümüde demokrasidir) gibi söylemlerde bulunmuşlarsada İttihat ve Terakki geleneğinden gelen darbeci ve militarist kafa çok kısa sürede süreci tersyüz etmesini başarmıştır.
Kürt Ulusal haklarına yönelik talepler ülke için bölünme tehdidi olarak görülmüş ve şiddetle reddedilmiştir.Adeta toplumda bir paranoya oluşturulmuş durumda. Sanki dünya üzerinde farklı dil ve kültürlerin olduğu tek ülke Türkiye imiş gibi bir izlenim yaratılmıştır.Bu farklılıkları yok etmeyi de kendilerinin en doğal haklarıymış gibi görmüşlerdir. Halbuki dünya üzerinde bu durumda olan onlarca ülke var ve hemen hemen hepsi de öyle yada böyle bunu sorun olmaktan çıkarıp farklılıklarıyla birlikte birarada yaşamanın yollarını öğrenmişlerdir.Sizlere Demokrasi Gazete sinin “Ana Dili Kurultayı
İsviçre : Romans dili, Almanca ,Fransızca ve İtalyanca Güney Afrika Cumhuriyeti : İngilizce ve Afrikanca Madagaskar : Madagaskar dili ve Fransızca
Çin Halk Cumhuriyeti : Çince, Tibetçe ve diğer bütün azınlık dileri
Batı Samua Bağımsız Devleti : Samuaca ve İngilizce
Rusya : Rusça,Çeçence,Beyaz Rusça
Brundi Cumhuriyeti: Brundi dili ve Fransızca
Jibuti : Arapça ve Fransızca
Fiji Cumhuriyeti : Fiji dili ve İngilizce
Filipinler Cumhuriyeti :İngilizce ve Filipince
Hindistan Cumhuriyeti :
Hintçe,İngilizce,Bengali,Tolugu,Marati,Tamil,Urdu,Bhari....dilleri
İtalya Cumhuriyeti : İtalyanca,Almanca,Fransızca ve Slavca
Kameron Cumhuriyeti : Fransızca ve İngilizce
Kanada : İngilizce ve Fransızca
Kıribati Cumhuriyeti : Kribati dili ve İngilizce
Komor Federal İslam Cumhuriyeti : Laosça ve Fransızca
Lüksembourg : Lüksembourg dili,Fransızca ve Almanca
Malavi Cumhuriyeti : Çiçeva dili ve İngilizce
Maldiv Adaları Cumhuriyeti : Maldivce ve İngilizce
Malta Cumhuriyeti : Maltaca ve İngilizce
Muritanya İslam Cumhuriyeti . Arapça ve Fransızca
Namibya : Afrikanca, Almanca ve İngilizce
Nauru Cumhuriyeti : Naurce ve İngilizce
Pakistan İslam Cumuriyeti : Urduca,Sindice ve İngilizce
Palav Cumhuriyeti : Mikronesca ve İngilizce
Peru Cumhuriyeti : İspanyolca ve Keçuva dili
Ruanda Cumhuriyeti : Kınyaca, Kısuhalice, Fransızca
Şeysel Cumhuriyeti : Krolce,İngilizce ve Fransızca
Singapur Cumhuriyeti : Tamilce, Çince, Malezyaca ve İngilizce
Srilanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti : Seylanca ve Tamilce
Sıvazilan Krallığı : Sıvazi dili ve İngilizce
Tacikistan Cumhuriyeti : Tacikçe ve Özbekçe
Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti : Sıvahili dili ve İngilizce
Tongo Krallığı : Tongo dili ve İngilizce
Vanuatu Cumhuriyeti : Bsilama dili, İngilizce ve Fransızca
Görüldüğü gibi dünyanın büyük bir kısmında farklı diller ve kültürler bir
arada yaşamakta ve bunlar baskı altına alınarak yok edilmeye
çalışılmamaktadır.Bu dillerin gelişimi bizzat devlet tarafından
sağlanmaktadır.Resmi dil olarak kabul edilen birçok dil sayıları binlerle
ifade edilen topluluklar tarafından konuşulduğu halde devlet tarafından
himaye edilip korunmaktadır.
B-Resmi Dillerin Dışındaki Diğer Yerli Dillerin Kullanımına
Özel Hukuk Tanıyan Bazı Ülkeler.
İngiltere : Galler dili İsveç : Sami dili
Fransa : Kostarika dili ABD : İspanyolca
Belçika : Flemence , Almanca İspanya : Bask dili
Hollanda : Frezence İran : Kürtçe ,Azerice
Norveç : Sami dili
Herkes çok iyi bilmeliki ANADİL hakkı siyasal bir haktır.Anadilin
kullanımını ve gelişimini oluşturan koşulları ortadan kaldırırsan
istediğiniz kadar kurslar açılsın,bireyler istediği kadar öğrenmek için çaba
sarfetsin o dil i yok olmaktan kurtaramazsın.Siyasal rejim bütün yanlış
uygulamaların üstünden atlayarak saatlerle ifade edilecek yayınlarla sorunu
çözme kandırmacasına girmemeli.Kürt halkı daima “Eşit ve Özgür bir
birliktelik”
diye haykırmıştır.Ne zamanki bu haykırış doğru anlaşılır ve buna uygun
hareket edilirse sorun o zaman çözülür. Saygılar.
MAMOSTA
ZIMAN Û ÇALAKIYA RASTIYÊ
Abdulah Ocalan

NAVEROK
Têbîniya weşanxaneyê
Gotina yekem
Azadî di zaroktiyê dest pê dike
Serhildana yekem
Amed
Artêşa bi yek kesî
Şerê hestan
Tevgera lêdana mezin
Xiyanet têk diçe
Mem û zîn
Şahmeran
Bi qandî ez bi ser dikevim gel bi serdikeve
Giyana miriyan
Li dûv bêmiriniyê
Çavê mezin
Paşgotin
“ min wêneyek çêkir
Min xwast her lê were mêzandin
Ez bûm dengek
Min xwast her were bihîstin
Ji welatê xwe re
Ji cîhanê re
Ji gerdûnê re”
Pêşgotin
“Ziman û Çalakiya Rastiyê” bi armanca ku Serokê Giştî yê PKK’ê Abdulah Ocalan bi zimanê xwe, xwe îfade bike hate amadekirin. Li hember pênaseya gelek mirovan weke encama pêwîstiya pênaseya bi zimanê xwe ev xebat derkete holê.
Ji bo Abdulah Ocalan, gelo mirov dikare bibêje, kesayeta ku ji bo guhertina rastiya ziwa ya dîrokê û ji nû ve zîndîkirina wê, hebûna xwe derxistiye holê û ew herikîna ku ji aliyê hêzên mezin ve hatiye diyarkirin guhertiye? Yan jî, ew li dij sîstemeke xwedî bingeheke dîrokî ya bihêz milîtaneke ku xwe bi şêwazeke zirav di kesayeta PKK’ê de pêk aniye? yan jî lihevhatina çalakiya hebûna bihêz a takekesekî bi rewşa hebûna dîrokê ve ye? Di sedsala em tê de û li erdnîgariya em lê dijîn ew, reberekî xwedî afirandina têkîliya di navbeyna takekes û dîrokê de ye? Ev pêşniyariyên wisa dikarin werin zêdekirin û dema ev yek were kirin jî dê eşkere diyar bibe ku em bi takekesekî cewaz û awarte re rû bi rû ne. Tu pênaseyên felsefîk an jî darezîneke teorîk bi serê xwe xwedî wê wergiriyê nîne ku Abdulah Ocalan hilde nava xwe.
ePirtûk
ziman_u_calakiya_rastiye.pdf
ziman_u_calakiya_rastiye.doc