| Karayılan: Şovenizim derinleşitiriliyor |

BEHDİNAN (15.07.2006)- Koma Komalen Kurdistan Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Kürt halkına yönelik Türkiye'de şovenizmin derinleşitirildiğini söyledi. Karayılan, ''Kürt halkını ve hareketimizi bu konuda büyük bir tehdit olarak gösteriliyor. Şovenizm ve milliyetçilik palazlandırılıyor. Bu çok tehlikelidir. Bu çıkmazı daha da derinleştiriyor'' dedi.
Karayılan önceki gün açılışı yapılan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı'na yönelik yakın zamanda eylemin olmayacağını söyledi. Karayılan sorularımızı yanıtladı.
- Türkiye üzerinde demokratikleşme ve Kürt Sorununu siyasal yöntemlerle çözme doğrultusunda iç ve dış kamuoyunun baskısı gelişiyor. Ancak Türkiye gündemine baktığımızda bunun doğru okunmadığı anlaşılıyor. Milliyetçi, içe kapanan gittikçe katılaşan bir tutum gelişiyor ve bunda yürüttüğünüz mücadele temel gerekçe olarak gösteriliyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Türkiye’nin kendini yenilemesi gerekiyor. Türkiye böyle bir sürece niyet etmiş görünüyor. Ama bir türlü kendini yenileme, değiştirme, dönüştürmeye dönük ciddi adımlar atamıyor. Temel sorun budur. Şimdi dünya değişiyor, eski sorunlar yeni dönemde farklı yöntemlerle, yaklaşımlarla çözüme kavuşuyor. İnsanlar arası, toplumlar arası, devletlerarası ilişkilerde büyük bir yenilenme yaşanıyor. Küreselleşme çerçevesinde hemen her şeyde büyük bir değişim durumu söz konusu. Şimdi Türkiye'de böyle bir yönelime doğru evirilmektedir. Bu görülüyor. Türkiye’de de genel anlamda bir değişim havası esmektedir. Fakat Türkiye’nin iç dinamikleri buna karşı müthiş bir direniş içerisindedir. Çağı algılama ve bu algılama temelinde kendisini yenileyerek daha çağdaş bir profili geliştirme yerine, eskide ısrar ve her şeyi fobileştirerek, “bunlar bizi parçalayacak, yutacak, bunlar bizi kendine bağlayacak” gibi yaklaşımlarla içe büzülme, içe kapanma, açılımcılığı önleme, dolayısıyla değişimin önünde engel olma tutumu ağır basmaktadır.
AKP SİSTEMİ ELE GEÇİRMEK İSTEDİ
- Ama herkeste değişim yapacağı vaadini veriyor. AKP de bu noktada yarattığı havayla hükümet olmuştu
- Bu konuda AKP değişim yapacağı izlenimini yarattı. Fakat AKP'de bu geçen dört yıllık iktidarı döneminde o çapta bir siyasi anlayışa ve iradeye sahip olmadığını gösterdi. O daha çok iktidarlaşmak istedi. Yani sistem içerisinde kendini iktidar haline getirme uğraşına öncelik verdi, böyle yapınca da sistem içindeki statükocu güçlerle bir dövüşe, bir çekişme ve çatışmaya dönüşen bir sürece yol açtı. AKP aslında sistemi ele geçirmeye yöneldi, ağırlığını buna verdi. Türkiye’nin sorunlarına sahip çıkma, o sorunları çözerek iktidar olma tutumu yerine zaman zaman sistem içindeki güçlerle anlaşarak, uzlaşarak, zaman zaman da çatışarak iktidar olmayı esas aldı. Sistem içerisinde kendini yerleştirmeyi ön gördü. Dolayısıyla Türkiye’nin sorunları böylelikle sahipsiz kaldı.
- Böyle bir durumda demokratik bir ülkede muhalefetin etkinliği ve baskı gücü gelişir. Yapılan vaadler sahipsiz kalmazdı. Türkiye’de böylesi bir durum da gelişmedi
- Zaten Türkiye’nin en büyük talihsizliği bir muhalefetin olmayışıdır yani muhalefetin meclis dışında olmasıdır. Bugün Türkiye’de meclis içinde muhalefet yoktur. Türkiye’de en büyük sorunlardan birisi de budur, sorunları deşecek, yeni çözüm yol-yöntemlerini önerecek, bu temelde meclis içerisinde daha geniş çaplı bir siyasi tutumu gündemleştirecek muhalefet yoktur. Bazılarının kısmi çıkışları olsa da etkili değiller. CHP için muhalefet denemez. O iktidardan daha fazla sisteme sahip çıkma tutumunda ısrar ediyor. Bu durum Türkiye’yi gerçekten zora sokuyor, Türkiye’nin kendisini yeniden yapılandırması, kendisini gözden geçirmesi, kendisini yenilemesi gerektiği bu aşamada Türkiye’nin sorunlarını çözümsüzlüğe terk edip, daralmasına yol açıyor.
- Bunda çeşitli korkuların etkisi yok mu?
- Elbette, Türkiye parçalanır fobisi çok etkilidir. Kürt halkını ve hareketimizi bu konuda büyük bir tehdit olarak gösterme, sistem içerisinde geçen yüzyıla ait olan şovenizmi, milliyetçiliği palazlandırma durumu geliştiriliyor. Bu Türkiye için çok tehlikelidir. Çünkü milliyetçilik, 20. yüzyılda yeryüzüne egemen oldu ve milyonlarca insanın ölmesine yol açtı. Günümüzde insanlık bunu adım adım terk ediyor ama Türkiye’de bunu derinleştirmek isteyenler var. Şovenizmi, milliyetçiliği, ırkçılığı daha da derinleştirerek Türkiye’nin sorunlarına geçen yüzyılın perspektifiyle çözüm bulmaya çalışıyorlar. Bu çıkmazı daha da derinleştiriyor. Kürt Özgürlük Hareketini bu anlamda Türkiye’yi adeta zora sokan, Türkiye’yi bölecek bir güç olarak gösterme, tehdit olarak görme durumu geliştiriliyor. Öyle değil, bu bir çarpıtmadır. Bugün Kürt Özgürlük Hareketi Türkiye’de demokrasinin geliştirilmesinde en temel aksiyondur. Biz Kürtler Türkiye’nin tüm sorunlarını sınırları dahilinde çözmesi perspektifini esas alıyoruz. Bu durumda hiçbir Kürt hareketi Türkiye’nin sınırlarının değişmesini düşünmemektedir. Belki bazı dar grupların öyle bir bakış açısı olabilir ama genel hareketin öyle bir durumu yoktur.
Türkiye’nin gönüllü birliğe ihtiyacı vardır. Türkiye’deki halkların gönüllü birlik kurmaları gerekiyor. O açıdan gönüllü birlik için tarafların razı olması lazım. Kürt halkının razı olması gerekiyor. Makul bir çözümün geliştirilmesi lazım. Jandarma ile baskı ile olmaz. Seksen senedir cumhuriyet döneminde –öncesini saymıyorum- bu denendi, tutmadı. Bugün Kürt halkı her yerde daha fazla demokrasi ve özgürlük istiyor. Daha fazla adalet ve kendi ulusal kimliğini, dilini, kültürünü yaşamak istiyor. Bu çağdaş bir tutumdur. Yeryüzünde dillerin yasaklandığı ülkeler kalmadı. Kültürlerin yasaklandığı, kültürlerden korkulduğu çağ geride kaldı. Türkiye hala bunda ısrar ediyor, bu yanlıştır. Bugün Türkiye’nin demokratik cumhuriyet ekseninde Kürt sorununu da çözmesi ve böylece çağdaş dünyayla daha güçlü bütünleşmesinin, Ortadoğu’da daha aktif, öncü bir demokrasi gücü haline gelmesinin koşulları vardır. Ama önce kendisini gözden geçirmesi, kendisini yenilemesi, toplumuyla barışık olması gerekiyor. Bunun için de öncelikli olarak Kürt sorununun korkulan, bastırılması gereken bir sorun olarak değil, çözülmesi gereken bir sorun olarak gündemleştirilmesi gerekiyor. En akılcı siyaset budur.
- Zaman zaman Türk siyasetinde bunu deneme girişimleri oluyor fakat bir biçimde bu girişimler engelleniyor.
- Evet, Özal bunu denedi. Denemeye çalıştı, gerçekleri gören bir politikacıydı. Fakat suikaste uğradı, öldürüldü. Ondan beri de iradeli bir siyasetçi çıkıp da siyasi irade gösteremedi. Böyle bir sorun vardır. Türkiye’de böyle bir çıkışın, iradenin, siyasal öncülüğe, önderliğe ihtiyacı var. Cesaretli bir çıkışa ihtiyaç var. Böyle bir çıkış olursa Kürtler bir öcü olarak görülmekten çıkar ve Türkiye’nin demokratik temelde yeniden yapılandırılmasında en temel aktörlerden biri olarak görülebilir.
'KENDİNİ İNKAR EDEN KÜRT'TEN NE BEKLENEBİLİR'
- Ayrılık bir olasılık olarak varlığını sürdürüyor mu, yani birlik içinde sorunların çözülememesi ayrılık ve bölünme fikrini geliştiren bir etkide bulunmaz mı? Kürt halkında böyle bir eğilimden bahsedebilir miyiz?
- Şimdi biz bunu hep söylüyoruz. Fakat bunun herhangi bir şantaj gibi de algılanmasını hiç istemiyoruz. Kürtler, Türkiye’nin demokratikleştirilmesi çerçevesinde kendi siyasal, kültürel, demokratik haklarını tümüyle yaşamak istiyor. Bunun için mücadele ediyor. Bu mücadele meşrudur. Bu mücadele temel hakkıdır. Eğer Kürtler bu mücadelesini yapmayıp da köleleşmeyi, kendi soyunu sopunu inkar etmeyi tercih etseydi bunu kabul etmemek gerekirdi. Kendini inkar eden bir toplumsal varlıktan ne beklenebilir ki. Kendi geçmişi ile bağlarını koparan bir toplumsal gerçekliğin neresine dayanacaksın, neyine güveneceksin. Yani şimdi Türk devletinin kendisine uydulaştırdığı, ajanlaştırdığı bazı tipler vardır. Onların dayandığı ideolojik, felsefik, kültürel, ruhsal bir kaynak var mıdır? Hayır. Sadece maddiyata dayanıyorlar. Kendi çıkarı için, bir makamda yer almak için gerçekliğini inkar etmiş, geçmişine sünger çekmiş tipler. Bu bir insanlık duruşu olabilir mi? Yarın çıkarları gereği Türkiye’yi de reddedebilir. Şimdi Türkiye’nin siyasetinde böyle tipler vardır. Halkımız onlara güvenmemekte ama rejim en sadık kişiler olarak görmektedir.
Bakınız bu konuda bir örnek var, tarihte okuduğumuz kadarıyla Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alacağı vakit Bizanslılardan biri sabaha karşı surlardan çıkar gelir. Osmanlı askerine teslim olur. Padişahla görüşmek istediğini söyler. Haber Fatih Sultan Mehmet’e iletilir. Direkt ‘getirin yanıma’ der. Karşısına çıkarırlar. Adam der ki ‘ben sizi gizli bir yoldan, surlardan içeri geçirebilirim’ Fatih bunun verdiği bilgileri esas alarak İstanbul’u alma planını yaşama geçirir. Surların gizli bölmelerinden geçip içeri girdiği vakit ‘ilk önce bunu infaz edin’ der. Ulusuna ihanet eden ve o biçimde Osmanlı güçlerini gizliden kaleye sokan kişiyi ‘ilk önce bunu öldürün’ diyerek öldürtür. Çünkü her aklı başında insan bilir ki kendi halkına, kültürüne, geçmişine bu kadar ihanet eden bir kişiden insanlık beklenemez. O her şeyi yapabilir. Her türlü kötülüğü yapabilir. Yani orada Fatih Sultan Mehmet’in tutumu gerçekten çok öğreticidir. Kendini inkar etmiş Kürtten ne beklenebilir ki.
İradeli, her şeye rağmen kendi gerçeğinde ısrar eden, bütün maddi olanaklardan mahrum edilmesine, tutuklanmasına, horlanmasına rağmen ölümü göze alarak kendi gerçeğini savunan, Türkiye’nin birliğine bu temelde yaklaşan, Kürt sorununun çözümü temelinde Türkiye ile özgür birliği savunan Kürt duruşu gerçekçi bir duruştur. İnsani bir duruştur. Güvenilir bir duruştur. Halkların gönüllü birlikleri ancak böyle karşılıklı kişiliklerin dayanışması temelinde gelişebilir. Halklarımızın geleceği de böyle bir temele dayandırılabilir. Yoksa zorla yada çıkarları gereği boyun eğmiş, uydulaştırılmış tiplere dayandırılarak geleceğe dönük güçlü bir ilişkinin inşa edilmesi söz konusu olamaz. Onun için Türkiye’deki siyasetçilerin artık bu gerçekleri kavramaları gerekiyor. Eğer çözüm geliştiremiyorlarsa yolu başkalarına açmaları gerekir. Türkiye’nin kesinlikle bir yenilenmeye ihtiyacı vardır. Kesinlikle yeni bir siyasal bakış açısına ihtiyacı vardır. Yeni bir zihniyete, çözümleyici, çağdaş bir siyasi anlayışa ihtiyaç vardır. Bana göre Türkiye’nin bu ihtiyacı karşılandığında yani çağdaş, sorunları gerçekçi bir biçimde ele alıp çözümlemeyi öngören ve bu temelde Türkiye’nin toplumsal sorunlarını köklü bir biçimde çözerek toplumsal barışı hedefleyen bir siyasal anlayışın Türkiye’ye vereceği çok şey olacaktır. Buna inanıyoruz.
'KÜRTLER HEDEF ALINIRSA BAŞININ ÇARESİNE BAKAR'
- Çözüm için öne sürdüğünüz şartlar samimi algılanmıyor, devletleşmenin ilk adımı olarak değerlendiriliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bizim söylemlerimizin güçlü ideolojik, felsefi temelleri vardır. Biz bir kere ulusların kendi kaderini tayin hakkının direkt ayrılıp devlet kurma biçiminde anlaşılmasının doğru olmadığını düşünüyoruz. Yani uluslar kendi kaderini tayin etmeli ama bu tayin etme illa da ayrılıp bir devlet kurma biçiminde olmayabilir. Devlet kurmadan da uluslar kendi kaderini tayin edip, özgürce yaşayabilir. Bu açıdan biz bir kere yeni Demokratik Konfederal anlayışımız temelinde devletleşmenin çağımızda artık aşılmakta olduğunu ve öyle bir bakış açısının bile toplumları yeniden egemenlik altına sokacağını düşünüyoruz. Bu açıdan bizim ayrılıp, devlet kurma gibi bir yaklaşımımız yoktur.
Kuşkusuz biz Kürt toplumunun iradeli, özgür ve demokratik bir toplum olmasını istiyoruz. Ama bu bir devlet kurma anlamına gelmiyor. Devletleşme anlamını içermiyor. Biz devletlerin artık eritilmesi, aşılması, yeni bir sisteme; demokratik konfederal sisteme geçilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ulus devletlerin çağımızda küreselleşen dünya gerçeği karşısında artık aşılma sürecine girdiğini, aşılmamakta ısrar edilen yerlerde de çelişki ve çatışmanın derinleşmesine neden olduğuna inanıyoruz.
- Devlet gerçeği Ortadoğu’da çok güçlü temellere dayanıyor, bölgemiz buna güç getirecek dinamikleri taşıyor mu? Devleti aşabilecek gücü gösterebilir mi?
- Şimdi insanlık ilk devrimini Zagros ekosistemi çerçevesinde tarım devrimi olarak Mezopotamya’da yaşamıştır. Zagros ekosistemi temelinde gelişim gösteren insanlık 19.yy da Sanayi Devrimi ile yeni bir sürece giriş yapmıştır. Sanayi devrimi de kendisiyle birlikte ulus devlet yapılanmasını toplumsal yaşama taşımıştır. Bu gün gelinen noktada ise ulus devlet artık aşılması gereken bir olgu haline gelmiştir. Ulus devletin aşılması dünyanın sonu değildir. Ebedi ve ezeli bir şey de değildir ulus devlet. Toplumların yaşamında baştan beri var olan bir şey de değildir. Aslında kapitalizmin bir ürünüdür ulus devlet gerçeği.
- Bölgenin çok uluslu, çok dinli, çok kültürlü dokusuna da ters ve yabancı
- Bölgeye de yabancıdır tabii. Dolayısıyla biz bu teorik çerçeveyi esas alan bir hareketiz. Biz yeni bir ulus devlet yaratmaktan ziyade var olan ulus devletlerin aşılması perspektifini esas alıyoruz. Onun için de demokratik konfederal sistemi temel çözüm olarak görüyoruz. Bu bir devletleşme değildir. Bu toplumun kendi kendini yeniden örgütlemesi, yeni bir bakış açısı, yeni bir ekoldür. Bunu tartışabiliriz isterlerse, isteyen çevrelerle biz bunu daha geniş ve derinlikli tartışabiliriz. Ama bu bir devlet değildir. Bu tür varsayımlar yersizdir onu söylemek istiyorum. Doğru değildir. Kürtler çok açık ve nettir. Teorisiyle, pratiğiyle her şeyi ile ne istediklerini ortaya koymaktadırlar. Eğer bütün bunlara rağmen bunların hiçbirini kabul etmezsen Kürtler o zaman ayrılıp kendi konfederal sistemini kendi başına da kurabilir. Bunu da deneyebilir. Biz bunu söylediğimizde ‘vay kopuşu dayatıyorlar’ deniliyor. Elbette Kürtler çaresiz değildir. Onu söylemek zorundayız. Tekrar da söylüyorum. Kürt halkı çaresiz değildir. Bugün dünya koşulları da değişmiştir. Uluslararası koşullar daha fazla çare sunabilmektedir. Hiç kimse kimseyi kandırmamalıdır. Her şey açık ortadadır. Türkiye demokratik çözüme gelirse Kürtlerle bir arada yaşamak istemi temelinde kardeşçe çözümü esas alırsa ne ala. Bunu yapmayıp tüm kapıları kapatırsa üstüne üstlük Terörle Mücadele Yasası gibi Kürtlere karşı mücadele yasalarını çıkararak Kürtleri her alanda hedeflemeye kalkışırsa elbet Kürtler de başka bir biçimde kendi başlarının çaresine bakacaklardır. Bundan daha doğal ne olabilir ki?
- İstenilen düzeyde bir demokratik kamuoyu baskısı ve buna bağlı sağduyulu yaklaşımın gelişmemesini neye bağlıyorsunuz? Yine bu yönlü çabaları ve girişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Türkiye’deki demokrasi sorunu çok genel bir sorundur ve aslında çoğu zaman çeşitli açılardan tartışıla gelen bir sorundur. Biz Türkiye demokrasi hareketine, sol harekete dönük zaman zaman görüşlerimizi ifade ediyoruz. Bir takım sorunları yaşamaktadırlar ama hiçbir zaman da ümidimizi yitirmiş değiliz. Fakat Türkiye’deki demokrasi hareketinin gelişiminde Kürtlerin de çok önemli bir rolü vardır. Özellikle Kürt demokrasi hareketinin gelişimi ve bunun Türkiye demokrasi hareketiyle bütünsellik içerisinde göstereceği performans sürecin gelişiminde önemli bir role sahiptir. Bunun doğru ve iyi anlaşılmasını istiyoruz.
Bu konuda Kuzey Kürdistan’da aslında bir sosyal devrim yaşanmıştır. Toplumda bir patlama, toplum dinamiklerinin açığa çıkması, aktifleşmesi gerçekleşmiştir. Bu çerçevede özgürlük ve demokrasi mücadelesinin güçlü bir temele kavuşması, güçlü bir dinamiğe kavuşması yaşanmıştır. Gençliğin ve kadının devreye girmesi gelişmiştir. Kürtler toplumsal yapılarının geriliğine rağmen bölgede en ileri demokrasi hareketini ortaya çıkarmışlardır. Kürdistan’da çok güçlü devrimci-demokratik dinamikler açığa çıkmıştır.
- Bu gelişmeyi Kürt özgürlük hareketinin açığa çıkardığı çoğunlukla göz ardı ediliyor
- Doğru, unutmayalım ki bu öyle çok kolay açığa çıkmamıştır. Büyük kahramanlıklar sayesinde açığa çıkmıştır. Şimdi 14 Temmuz’un yıl dönümünü yaşıyoruz. 14 Temmuz’un büyük kahramanlıkları gibi Kürt halkında büyük çıkışlar, böylesine devasa bir gelişmeyi, değişim-dönüşümü, bir devrimsel çıkışı yaratmıştır. 14 Temmuz direnişi bilindiği gibi 12 Eylül cuntasının karanlıklar ortamında ışıldayan bir umut ışığı gibi ortaya çıkmıştır. 14 Temmuz, Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek, Akif Yılmaz yoldaşların şahadete kavuştuğu o büyük ölüm orucu eyleminin ilan edildiği bir gündür. Hayri yoldaş tarafından mahkemede ilan edilen bu gün, büyük bir direnişin başladığı gündür.
14 Temmuz direnişçilerinin yüzlerce, binlerce ardılları tarafından geliştirilen büyük kahramanlıklar sonucu Kürt toplumunda devrimci bir değişim süreci yaşanmıştır. Biz bu vesileyle 14 Temmuz direnişçileri şahsında tüm özgürlük ve demokrasi şehitlerimizi anıyoruz. Mücadelelerinin yarattığı değerleri doğru değerlendirme ile mükellef olduğumuzu bir kez daha ifade ediyor ve mutlaka doğru değerlendirme mücadelesini her koşul altında geliştireceğimizi de belirtiyoruz.
Burada şunu söylemek istiyorum; Kürt halkı büyük bir direniş sergiledi. Mazlumların, Kemallerin, Hayrilerin geliştirdiği zindan direnişine, Agitlerin, Zilanların büyük dağ direnişi eklendi ve daha sonra büyük bir halk hareketi, halk direnişi gelişti. Bunun sonucu olarak bir değerler birikimi ortaya çıktı. Kürdistan’da büyük bir demokrasi, özgürlük hareketi oluşturuldu, Türkiye çapında sorunları çözmeye muktedir bir demokrasi hareketinin gelişimi için güçlü bir zemin yaratılmıştır. Ancak ne yazık ki bu zemin gerektiği gibi değerlendirilemiyor.
- Kürt demokrasi hareketinin Türkiye demokratik kamuoyunu harekete geçirme, ortak noktalarda buluşturmada rolünü yeterince oynadığını söyleyebilir miyiz?
- Bilindiği gibi Kürtlerde demokrasi mücadelesi geleneği zayıftır. Kürtlerde bu tarih boyunca gelişemeyen bir olgudur ve sürekli toplumsal yapıya dayatılan bölücülük, grupçuluk durumu vardır. Bu tür toplumsal özellikler bugün de yaratılmış olan muazzam olanakların en iyi bir biçimde değerlendirilmesinin önüne geçmektedir. İnsanların ufukları çok dardır. Olayları, olguları dar bir çerçevede ele alma gelişkin. Az olsun benim olsun anlayışı derin. Çok olsun, hepimizin olsun yaklaşımı fazla gelişmiyor. Daha derin ve sorumlu anlayış sınırlıdır. Bir mücadele zemini, olanakları yaratılmış, insanlar bunun üzerinde hesap yapıyor, kendi iktidarını korumak istiyor. Mücadelenin geliştirilmesinde çok kararlı davranamıyor. Nasıl ki Türkiye için gerçekten bir siyasal iradeye, böyle bir öncülüğe ihtiyaç var ise Kürtler için de yaratılmış olan siyasal iradeyi ve demokratik mücadelenin zeminini doğru pratikleştirebilecek güçlü bir örgütsel çıkışa ihtiyaç vardır. Bu konuda Kürtler de sorunlar yaşamaktadır. Dar yaklaşımlar önemli oranda kendisini pratiğe yansıtmakta ve bu dev imkanların doğru değerlendirilmesinin önüne geçilmektedir. Her şeyden önce Kürtlerde var olan bölgecilik, aşiretçilik o türden gelişen ben merkezcilik biçimindeki anlayışlar günümüzde grupçuluk biçiminde kendini gösteriyor. Dar bir çerçevede iktidar alanını genişletme yaklaşımı biçiminde gelişiyor. Kürtlerde, stratejik hedeflere kilitlenme, onlara yönelik canla-başla çalışıp, büyük bir rol üstlenme konumundan ziyade küçük şeylere göz dikme durumu hala önemli bir sorun. Birisi bir yerde belediye başkanı mı oluyor, artık kendini kaybediyor. Sanki bu dünyanın paşası oldu. Halbuki öyle değil, sen orayı doğru değerlendirmeli, doğru bir hizmet ve mücadele zeminine dönüştürmelisin. Yani ne oldum delisi olmanın ne anlamı vardır ki? Öbür yandan birisi biraz sözü dinlenir oldu mu, artık kendini bulunmaz Hint kumaşı sayıyor. Bu tür şeyler Kürt özgürlük ve demokrasi hareketinin aşması gereken şeylerdir. Zira ortaya çıkarılan değerlerin, imkanların ve zeminlerin barış ve demokrasi temelinde değerlendirilmesini, rolünü oynamasını engelliyor.
Geçmişte bir ara yurtdışındaydım. İsimlerini zikretmeyeceğim ama Kürt aydını diye bilinen birkaç insanla bir sohbet toplantısı yapmak istedik ama baktık ki bunların bir araya gelmeleri mümkün değil. Üç-dört Kürt bile bir araya gelemiyor. Herkes kendisini beğeniyor, başkasını dıştalıyor. Kapsayıcı, bütünleyici yaklaşım zayıftır.
'HÜR PARTİ KÜRTLERE HİZMET İÇİN KURULMADI'
- DTP’nin bu konuda performansını nasıl buluyorsunuz?
- DTP, Kürt özgürlük ve demokrasi hareketinin Türkiye çapında çok güçlü bir rol üstlenmesi için güçlü bir zemindir. Bu anlamda kendi içinde güçlü, sağlam bir bütünselliği geliştirmesi gerekiyor. Daha güçlü bir performansı göstermesi gerekiyor. Dışında kalmış bütün çevreleri kapsayan, politik arayışları geliştirebilmeli. Öte yandan Kürtlerin birliğini, bütünlüğünü geliştirmesi gereken bu önemli ve hassas süreçte, birileri “Hür Kürtler” adıyla parti kurmaya çalışıyor. Gerçekten o parti Kürtlere hizmet etmek için midir? Hayır! Bir yerlerden para geliyor, onun gereğini yapmak içindir. Eğer Kürt özgürlük hareketine hizmet edilmek isteniliyorsa bir demokrasi platformu vardır. Herkes gelip içinde yer almalıdır. Biz bunu istiyoruz. Biz hareket olarak, Kürtlerin bir demokrasi platformu olsun, bütün Kürtler içinde yer alsın istiyoruz. Herkesin içinde yer aldığı, herkesin herkesi siyasal mücadele zemini anlamında kabul ettiği, demokratik ulusal birlik esprisinin egemen olduğu bir platform olsun istiyoruz.
Ama buna yanaşılmıyor, bazıları otuz yıldır bir gruptur, küçük bir çapı vardır onun dışına çıkamaz. Dar bir gruptur ama kendisi dışında kimseyi de beğenmez, hep kendini esas alır, halktan bahseder ama halktan haberi yoktur, halkın da ondan haberi yoktur. Böyle birtakım gruplar var. Marjinal bazı gruplar her ulus gerçekliğinde bulunabilir. Ama güçlü zemine dayanan, büyük bir dinamiğe dayanan örgütsel yapılar da bunu yeterince değerlendirememektedir. Onun gücünü, kapasitesini, genişliğini, derinliğini, ön görüsünü geliştirememektedirler. Kürt demokrasi hareketinin de yaşadığı sorun budur.
Bana göre DTP gibi bir zemin çok güçlü bir Kürt birliğine dönüşebilir. Kürt demokrasi hareketinin bütünleştiği zemine dönüşebilir. Bunun böyle olması durumunda Türkiye demokrasi hareketinin gelişmesinde de önemli bir misyonu üstlenebilir. Bu şansı var ama bu şansını değerlendirebilmesi için öncelikle o yapı içindeki kişilerin dar tutumları aşması gerekiyor. Daha geniş bir yelpazede yaklaşabilmek, daha kapsamlı bir bakış açısına kararlı bir biçimde sahip olmak, onu sürdürmek önem taşıyor. Aslında bu konuda Önder Apo oldukça perspektifler sunmuştur. Kürdistan özgürlük hareketinin her zeminde güçlü gelişebilmesi için güçlü veriler, güçlü perspektifler konulmuş ve güçlü bir zemin de yaratılmıştır. Ama önemli olan bütün bu olumlu imkanları, bu güçlü zemini demokrasi ve özgürlük mücadelesi doğrultusunda doğru kullanabilmektir. Bu konuda özellikle kadın ve gençliğin bir misyona sahip olduğuna inanıyorum. Kadın ve gençlik sürecin kapsamlı bir biçimde gelişmesi için rolünü oynamalı, özellikle kadın hareketi gerekli öncü tutumu sergileyerek, daraltıcı değil geliştirici olmalıdır. Dar tutumlara takılı kalmadan, geniş bir açılımı esas almaları gerekiyor. Biz özellikle bu kesimlerin rollerini oynamaları gerektiğini düşünüyoruz. Bir bütün olarak Kürt demokrasi hareketinin önemli ve tarihi bir sürece girmekte olduğunu görmek gerekiyor. Yurtsever öz, güçlü demokratik zemin, mutlaka daha ileri bir demokratik çıkışı gerçekleştirecektir. Buna inanıyorum. Siyasal ve toplumsal koşullar ve dayanılan zemin buna uygundur. Önemli olan bunun daha doğru değerlendirilip, gereken çıkışı kararlı bir biçimde yapabilmektir.
'FEDERE HÜKÜMETE ÇAĞRI'
- Güney Kürdistan’daki PKK varlığı ve faaliyetleri Türk medyasında sık sık işlenmeye başladı, PÇDK üzerinde odaklanan bir propaganda geliştiriliyor. Kürt federe yönetimiyle Türkiye arasında soruna yol açan Jitem’in faaliyetleri de bu biçimde gerekçelendiriliyor. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor, Güney Kürdistan’da PKK’nin direkt herhangi bir faaliyeti yoktur. Orada Önder Apo’nun çizgisini benimseyen hareketler vardır. Bu Kürdistan’ın tüm parçalarında vardır. Önder Apo Kürdistan’da ideolojik, felsefik, politik bir önderlik olarak otuz üç yıldır mücadele yürüten bir gerçekliktir. Dünyanın her tarafındaki Kürtlerde yenilikler, değişiklikler yaratan bir ideolojik, felsefik perspektif geliştirmiştir. Bu açıdan Kürdistan’ın her parçasında Önderlik bakış açısını esas alan siyasi ve sosyal hareketler vardır. Bunlar Güney Kürdistan ve Irak’ta da vardır. Araplar içerisinde de, Kürtler içerisinde de vardır. Ama PKK’nin bizatihi herhangi bir faaliyeti yoktur. PKK çizgisini esas alan HPG gibi güçlerin üstlendiği medya savunma alanları bellidir. Kısaca oradaki durum böyle olmasına rağmen Türk basını ve Türk devleti sanki PKK Irak’ın her yerinde faaliyet yürütüyormuş, büro açıyormuş gibi bir sürü gerçek dışı iddia ortaya atıyor. Bunlar doğru değildir. Örneğin PÇDK var. PÇDK’nin direk PKK gibi gösterilmesi durumu var bu doğru değildir. PÇDK, Irak ve Kürdistan federe yasalarına uygun olarak kurulmuş bir siyasal partidir, yasal bir partidir. Silahlı bir güç değildir. Elbette ki Irak’ın her yerinde büro kurabilir, çalışmalarını yürütebilir. Kaldı ki Irak bünyesinde bildiğim kadarıyla üç yüzü aşkın parti vardır. PÇDK de demokratik, yasal zemine dayalı siyasal bir harekettir. Türk devletinin bunu önleme çabaları çok fazla gelişiyor. Bu harekete karşı çeşitli provokasyonların tezgahlandığını da biliyoruz. Bundan bir hafta önce PÇDK’ye karşı bir provokasyonun tertiplendiği açığa çıktı. Birileri itfaiye tankerine iki el bombası koyuyor, sonra yakalanıyor ve itirafında bu el bombalarını PÇDK bürosundan bir kişiden aldığını söylüyor. Bu konuda biz de araştırdık, ilgili yerlerden bilgilendik, gördük ki tam bir provokasyondur. Örgütlendirilmiş kişiler önce gelip PÇDK’nin herkesin girip çıkabildiği binasına benzer bombalardan bir-iki tane koyuyor, sonra götürüp itfaiye tankerine de koyuyor ve bu deşifre ediliyor. Bu PÇDK’yi kriminalize etme girişimidir. Bu olay nedeniyle PÇDK binasının basılmasına yol açmışlardır.
Bunu bizimle de bağlantılandırma çabaları vardır. Ben burada öncelikle Kürdistan federe hükümeti ve yetkililerini bu provokasyonu açığa çıkarmaya çağırıyorum. Çünkü bu provokasyonun JİTEM’in, Türk devletinin bir oyunu olma ihtimali yüksektir. Kesinlikle tertiplenmiş bir durumdur. Nitekim biz basından Duhok’ta da bazı JİTEM elemanlarının yakalandığını duyduk. Güney Kürdistan’da Türk istihbaratının faaliyetleri fazlalaşmıştır. Hareketimizi ve PÇDK’yi hedef haline getirmek için bu tür oyunların tertiplenebileceğini biliyoruz. Onun için de hem Federe Kürdistan hükümeti ve yetkililerini hem de federal Irak hükümet yetkililerini, yine diğer ilgili uluslararası güçleri bu konuda Türk devletinin bu biçimde geliştirmek istediği provokasyonlara karşı tutum almaya çağırıyoruz. Özellikle Hewler’de geliştirilen bu provokasyonun üzerine gidilerek açığa çıkarılmasının önemli olduğunu belirtmek istiyoruz. Bu tamamen hareketimizle farklı güçler arasında husumet yaratmaya dönük bir girişimdir. Çünkü ne bizim hareketimizin ne de Irak’ta tamamen yasal, demokratik bir zemine dayalı PÇDK gibi bir siyasal partinin böyle bir olayla hiçbir alakası olamaz, mümkün de değildir.
Her şeyden önce şunu belirteyim, biz hareket olarak federe Kürdistan ve Irak federal hükümetinin tüm yeniden yapılanma projelerini destekliyoruz. Bizim hiçbir biçimde Irak zemininde herhangi bir olaya mahal vermemiz sözkonusu olamaz. Bu konuda geçmişteki politikamız da bu çerçevedeydi, bundan sonraki politikamız da bu çerçevede gelişecektir. Biz Hewler gibi bir yerde herhangi bir eylemi yapma değil, eylem yapanlara karşı tutum koymakta olan bir örgütüz. Hiç kimse bu tür provokasyonlarla amaçlarına ulaşacağını sanmasın. Hiç kimse bizi bu tür şeylerle töhmet altında bırakamaz. Çünkü bizim siyasetimiz, duruşumuz bu konuda nettir. Irak sınırları dahilinde herhangi bir askeri eylemliliğimiz söz konusu olamaz. Tersine bu tür eylemlerde bulunanlara karşı tavır sahibi olan bir hareketiz. Dolayısıyla önemli oranda Türk devletinden kaynaklanmış olabileceğini düşündüğümüz bu tür tertiplere karşı ilgili olan tüm güçlerin duyarlı olmasını ve bu tür tertipleri örgütleyen, istihbarat birimlerine karşı da gerekli tedbirlerin geliştirilmesinin, özellikle Türk devletinin bu tür amaçlarının önüne geçilmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda tekrar Hewler’de geliştirilen bu provokasyonun açığa çıkarılması için ilgili tüm güçleri göreve davet ediyoruz.
'BTC'YE SALDIRI OLMAYACAK'
- Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı büyük bir törenle işletmeye açıldı. Hareketinizin daha önce yaptığı açıklamalarda boru hattının hedeflenebileceği masajı veriliyordu. Önümüzdeki süreçte hedeflenme olasılığı var mı?
- HPG’nin yürüttüğü meşru savunma savaşı doğrultusunda Türk ordusunun halkımıza ve onun özgürlük dinamiklerine karşı yürüttüğü saldırıları durdurmak, bu saldırıların önüne geçmek amacıyla geliştirilen konseptin gereği olarak Türk devletinin ekonomik sistemine yönelme planı vardır. HPG’nin öngördüğü bu konseptin amacı Türk devletini ekonomik olarak kapsamlı saldırıları geliştiremez duruma getirmektir. Bu çerçevede uluslararası bir yatırım olan Bakü-Tiflis-Ceyhan hattının da hedefler arasında olması normaldir. Ancak burada ifade etmeyi gerekli görmediğim bir takım nedenlerden dolayı şu anda ve yakın bir zamanda bu uluslararası boru hattına dönük herhangi bir eylemin yapılmayacağını söyleyebilirim. Eğer Türk devletinin saldırıları farklı bir boyuta taşınır ve koşullarda büyük bir değişim olursa o zaman durum farklı olabilir.
- Silopi’de halk organ mafyasından bir kişiyi yakalayarak güvenlik güçlerine teslim etti. Bu çerçevede yaşanan olaylar oldu. Bu konuda herhangi bir açıklamanız olacak mı?
- Türk devletinin Kürdistan'da uyguladığı politikalar halkımızı her türlü saldırıya açık hale getirmektedir. Kürdistan'da uygulanan ekonomik politikalar açlıkla terbiye etme politikalarıdır. Bunun bir sonucu olarak her türlü çeteleşme ve mafyalaşma zemini yaratılmış olmaktadır. Kürdistan'da devlet, salt güvenlik ve takip ile sınırlandığı ve her şeyi buna tabi tuttuğu için gelişen bütün bu toplum ve ahlak dışı çete odaklarının ucu devlet içindeki çetelere dayanmaktadır. Bu açıdan halkımızın kendi kendisini savunmasından başka bir çaresi yoktur. Nasıl ki, Şemdinli’de halkımız büyük bir dirayetle infaz timlerini suçüstü yakalayıp, tutanağa dayalı savcılık ve emniyete teslim ederek büyük bir görev başardıysa şimdi Silopi halkı da akla hayale gelmez bir biçimde büyük bir insanlık suçu işleyerek çocuk katleden organ mafyasını yakalayarak emniyete teslim etmiştir. Özellikle bu kişinin emniyet tarafından salıverilme haberi üzerine büyük bir cesaret ve fedakarlıkla devreye giren yurtsever Silopi halkımızın bu tutumu takdire şayan bir tutumdur. İnsanlık dışı uygulamalara karşı her türlü riski göze alarak tutum konulması bir kez daha çeteci çevrelere gereken mesajı vermiştir. Bu tutum halkımızın iradeli duruşunun en iyi bir biçimde pratikleşmesi anlamına gelmektedir. İşte öz savunma anlayışının pratikleşmesi budur, Silopi halkımızı bu yüksek duyarlılık ve kararlılık içeren, herkese gereken mesajı veren bu anlamlı tutumundan dolayı kutluyor, mücadelelerinde üstün başarılar diliyorum.
ANF NEWS AGENCY