Ibrahim Kılıç

            Kod Adı: ZINAR

Adı Soyadı: İBRAHİM KILIÇ

Doğum Tarihi-Yeri: 1979 / AKSARAY

Katılım Tarihi: 1996 / HOLLANDA

Şahadet Tarihi: 3 ARALIK AMED ŞEHİR MERKEZİ

 

“Güneşe Uzanan Bölük Komutanı Zınar Yoldaş”
 

“Bir kış soğukluğunda… dolunay, yavaşça dağların ardından, sakin varlığını hissettiriyordu. Aydınlanan kar örtüsü, sanki elmas taneleri içine düşmüş gibi parlıyordu. Ve ağaçların gölgeleri, desenler çiziyordu beyaz kilimin tenine… Ama orda… bu neydi, bir gölge hareketliydi. Bir ağacın dalında, tek bir yaprak kendi kendine sallanıp duruyordu. Kopacak gibi sallanıyordu, ama kopmuyordu. İlginç… neden kopmuyordu?.. Sonbahar arkada kalmıştı ve bu yaprağın zamanı da geçmişti, hani kopmalıydı. Ve kendini son baharın şiddetli rüzgarına bırakmalıydı. Neden kışına kalmıştı… İlk baharda yeniden tomurcuklanıp, filizleneceğini bilemiyor muydu?.. Sanki inatla kafa tutuyordu, sanki sessiz bir savaş veriyordu. Dilsiz varlığı savaşıyordu. Evet, yaşam tutkusunu kendi gücüyle gösteriyordu elbet. Israrla kendini anlatıyordu. Kendini bilen bir yapraktı ve biliyordu, er ya da geç dalından kopacaktı, ama savaşmadan pes etmeyecekti son yaşam kavgasından. Tarihine bir miras bırakmalıydı… Gelecek yılın yapraklarına onurlandırıcı bir örnek olmalıydı kuşkusuz…”
Sözlerime başlamadan önce, bu kısa anımsamayı anlatmak istedim. Çünkü Zınar arkadaş aklıma geldiğinde, hep bu savaşan yaprak aklıma gelir. O’nun yüreği de savaşan bir yaprak gibiydi. Aynı zamanda bir öncüydü… Bize hep, “bu çizgiyi koruyun” derdi. Önderlik çizgisinde nasıl güçleneceğimizi öğretiyordu. İrademizi zorlayarak güçlendirmeye çalışıyordu bizi. Biz nasıl biz olabilirdik, biz nasıl düşmanımızı tanıyabilirdik, öğretmeye çalışıyordu. İlk duruşu ve tavrı, son duruşu ve tavrı ile bize bir örnek olmuştu. Kararlılığını ve netliğini son nefesine kadar korudu. Kendine gösterdiği saygınlık, yoldaşlarına da gösterdiği saygınlıktı. Hangi kavganın peşinde olduğunu hepimize kanıtlamıştı.
Güneşin ıssız varlığını içinde, tüm benliğinde yaşatıyordu. O zamanlar da anlamadıysak da, şimdi anlayabildik. Ve acı gerçekliğimiz, bizi kederlendirmekte. Keder dediysem, bilincimizin güçlenmesidir… Yaşanmışlığın mirasıdır. Birçok öncülerimiz var ve bir çoğunu yakından tanıdık. Onlar ki, birer Mazlumlar, içimizde hep yaşarlar, ruhumuzu hep sade tutarlar. Gerillanın bu bağlılığına düşman ulaşamaz. Çünkü gerilla, şahinler gibi dağların doruklarında yaşarlar. Şahinlerin diyarıdır orası… Dağların zirvelerini kuşatırlar ve Zınar yoldaş, nice kahraman şahinlerimizden bir şahindi. O da, seher yıldızı ile bütünleşti. Özgürlük bayrağını, diğer şahinlerle birlikte gökyüzüne çektiler. Her zaman dolunayın ve güneşin arasıda parlayan… Görkemli bir ateş topu gibi özgürlüğün simgeleridirler. Onların amaçlarını ve istemlerini laik bir şekilde anlatamazsak da, onların yolundan yürümek, onları yaşamımızda unutmamak boynumuzun borcudur.

 

Silah Arkadaşları adına

Anjin Amed,Ağır Dersim,Rojhat Laser,Firat ve Xabat Heval

 

 

* Bölük Komutanım Zinar Andok-Aksaray (Amed)

 

Bir gerîla için hüzün, yaratıcılığın kaynağı olan derin bir kuyudur. Hüzün yüreğin derinliklerinde kalmış, duyguların kopması ve duygu yağmurudur. Düşündükçe yalnızlaşan dipsiz bir kuyunun derinliklerindeyim. Yaşanılan duygular ancak ve ancak yaşandıkça anlam bulur. Yaşanılanlar karşısında bazen sözcükler yetmiyor ve tükeniyor. Hele de bir arkadaşı anlatmak, her arkadaşın çok derinden söylediği gibi, seni anlatamayacağımdan kaygılanarak yazmadım. Bu güne kadar, ama yine de geç kalmış olsam da, yine de tam anlamayacağımı bilsem de, anlatacağım seni. Nereden başlanmalı, ne yazmalıyım…

Okyanusun uçsuz buçaksız, asi ve hırçınlığında mı bulsam; yoksa bir şahinin keskinliğinde mi?

Evet yoldaş!

Seni anlatmak zorluyor beynimi, yüreğimi. Özgürlük mücadelesinde tanıdım Zinar arkadaşı. Kendinden emin duruşu, sözlerindeki keskinliği ve önderliğe bağlılığı ile tanıdım seni. Zinar arkadaş; batının insan olgusunda, maneviyatı Hollanda da doğup büyümüştü. Aslen Amed’li olmasa da, kendisi ben Amed’liyim diyordu. Aksaray’lıy dı. Kültürel anlamda büyük fedekarlıklar olsa da, Zinar arkadaş sanki Kürdistan’ın herhangi bir köyün de doğup büyümüştü. Ülke aşkı, vatan aşkını çok derinden yaşayan, kurak ve çorak topraklara bakarak; “Buraları kutsal Kürdistan toprağı, bereketin, insanlığın, uygarlığın ve medeneyetin doğduğu topraklardır. Bunlara göre, onurluca yaşamak gerekir. Yaşamak gerektiğine inanır.” Bu düşüncesini nerede olursa olsun korurdu.

Katıldıktan hemen sonra, önderlik sahasına geçer. Geldiğinde, bir süre sahada kaldıktan sonra, kendi dayatmasıyla kuzeye geçer. Önderliği anlamaya çalışan, anladıklarını yaşamlaştıran baglılığı, önderlikten bahsederken, uzaklara dalarken ki o an, sanki öndelikle yaşıyormuş gibiydi. “Tam anlatamıyorum önderliği.” diyordu. Önderliğin esareti ile, edate sarsılmış, paramparça olmuştu. Yaşadıkları, sözlerindeki ışıltı, umut ve keskinlikle; “önderlik uğruna her şeyini veririm” sözünün ne kadar net ve kararlılığını ifade etmektedir. Bana göre kısa bir zaman da toparlanarak, fedai eylemselliklerinin başladığı gruplarda yer alarak, başlar.

Zinar arkadaşın, en belirgin yanı fedai kişiliğiydi. Önderlik adını, örgüt adına hiçbir kaygısı yoktu. Kendisini adamıştı. Sadece söz olsun diye söylemiyordu. Söyleyip bunu uyguluyordu. Kendisini halka adamıştı. Halkın özgürlüğü için inanarak, özümseyerek tüm yaşama katılıyordu.

Zinara arkadaş, özel ve özerk yaşam ve yaklaşımdan uzaktı. Her arkadaşla alıp vermesini biliyordu. İnsana ucuz yaklaşımı yoktu. Psikolojilerin çözümleyerek, tartışmalara giriyor ve başarılıda oluyordu. Sorunlar karşısında, ezik büzük değildi. Hesap vermek vermede, gerekirse cesaretlice ve dimdik hesap veriyordu. Müthiş bir güç ve enerjisi vardı. Onun temposuna yetişmek mümkün değildi. İlişkilerinde doğaldı. Etki altına girmiyor, nedeni ve vicdanı sorgulayıp çözümleyerek katılıyordu. Orada hep net bir duruşu oldu. Yaşamı farkında olarak, yaşayan bir arkadaştı.

Zinar arkadaş, 2001 baharında.”Bölük Komutanımız olarak”bize askeri eğitim vermek için, geldiğinde tanıdım. Çok sık tartışmalarımız oluyordu. Tanımak istiyordum. O yüzden hep nasıl olduğumuzu sorarak tartışmaya başlıyordu ve küçük bir noktadan tutarak derinleştiriyordu. Buda güçlü bir yoldaşlık ilişkisini beraber getiriyordu. Anlam vererek yaklaşıyordu. Askeri anlamda, tam bir komutandı. Yaşam da bu kadar esnek iken, askeri eğitimlerinde kusursuz yaklaşıyordu. Düzende, disiplin de asla taviz vermiyordu. Çünkü ilk hata son hata olabilirdi. Bunun titizliği ile yaklaşıyordu. Taktiksel olarak zengin düşünceler sahipti. Bazen söyledikleri ile şaşırtıyordu hepimizi.

Zinar arkadaşın bulunduğu tartışmalarda, mutlaka yeni bir şey vardı. Öğretici idi. Bu her arkadaşı yoğunlaşmaya itiyordu. Zinar arkadaş ile, 2003’ün son düzenlemeleri ile, taburdan ayrılana dek birlikte kaldık. Çok şey öğretti, çok şey bıraktı gerisinde. Ama halen onun şahedetini kabul ettiğimi söyleyemem. Onun çok uzak diyarlara gittiğini ve her gün, mutlaka Amed surlarına çıkarak özgürlük diye bağırdığını hissediyorum. Fiziki olarak, bizden çok uzaklarda, ama Zinar arkadaşı yüreğimize kazdık ve onu yüreğimize gömdük. Onunla olan bir anımı, -hiçbir zaman unutmadığım bir anı- yazarak bitirmek istiyorum.

Yukdarıda belirttiğim gibi, bize askeri eğitim vermek için, ağustos ayında yanımıza gelmişti. Eğitimlerdeki disiplin, her arkadaşta korku ve kaygı geliştiriyordu. Sabah sporu yapıyorduk. Belimize sardığımız şûtik açılmıştı. İzni olmadan düzeltmeye gittik. Geldiğimizde tüm arkadaşları durdurmuş ve bizi bekliyordu. Nereye gittiğimizi sordu ve “Bundan sonra eğitim nereye gitmek istesek, gidemiyeceğimizi, izin dahilinde olması gerekir. Biz askeriz ve dağdayız.” Her hangi bir durum olursa ve başınıza bir şey gelirse, nasıl hesap veririm kaygısıyla, bize epey kızmıştı. Bir diğeri, aynı olay zamanında her şeyin yapması gerektiğini her kes aynı ve ayrı zamanlarda bir şey yaparsa, disiplinsizlik ve düzensizlik çıkacağını, bunu daha derin anlamamız açısından, tüm bu değerlendirmelerin üstüne, bir de ceza vardı. Bulunduğumuz noktamızın hemen yanında, yarım saatlik yükseklikte bir tepe vardı. Oraya çıkıp ona, çiçek getirmemizi söyledi. Tepeye gidip gelen kadar, eğitim bitmişti. Bizi sahada bekliyordu. Çiçek değilde, orada dikenli bir bitki bulup getirdik. Onu görünce gülmeye başladı. Tabiki biz çok kızgındık ve hiç aldırış etmedik. Bu olay sonrası, iki yıl birlikte kaldık. Hep anlatıp güldüğümüz bir anı olmuştu. Bir küçük olaydan, bir çok sonuç çıkartabilecek güçte bir arkadaştı.

Apo’cu militan, önderlikle arkadaş olma, fedai bir kişilikti Zinar arkadaş. Amed’e gittikten sonra, onu hiç görmedim. Sonra şehadet haberini duydum. Sarsıldım, üzüldüm, kabul edemedim ve halen de kabul etmiyorum. Ailesini başsağlığı diliyor ve ailesini görmek istiyordum. Anısı mücadelemize ışık olacak. Devrimci selam ve saygılar….

 

Arjîn AMED      

 

* Avrupa katılımlı, Parti Merkez Okulunda’da kalmış ve Amed de şehit düşmüş.

 

 

 

___________________________________________________________________________________________

 

2003 yılın´da Aksaray kürtlerin ilk kürt ulusal hareketin şehiddi olan Ibrahim Kılıç “Zinar Andok´”3 aralık´ta milis”Hüseyin Altün´la Amed”bağlar semtinde kaldıklari evde hain bir ihbar sonucu operasyon yapılınca kendilerine, teslim olmaktansa onürlu bir direnişle tercih ederek şehit düşerler.

 

Hilkecik tarihinde ilk kez ulusal mucadele anlamında böyle onürlu bir ilke´ye imzasını atan değerli yoldaşımızın,yolunu takip etmek gerektiğinin bilincinde olup ve bu civanmert davranışı kendimize bir onur borcu olarak kabul etmeliyiz.

 

Yüz yıllar önce öz yurdunda (Amed) sürgün edilen bir halkın ferdi olarak Ibrahim Kılıç yine ayni yerde (Amed´de) canını veren değerli bir yoldaşımız'dır,elbette ulusal kürt hareketi için binlerce can düşmüştür toprağa ancak Hilkecik yöresi kürt köylerinde bu davaya canını veren ilk olmasi sebebi ile ayrı bir yeri vardır Ibrahim Kılıç´ın.

 

Ibrahim Kılıç 1995 yılında Avrupa´dan PKK meşru savunma kuvvetlerı olan (HPG) saflarına katılır ve Zinar Andok kod ismini alır,uzun yillar PKK meşru savunma kuvvetleri olan (HPG) saflarında Kürdistan dağlarında mücadelesini onuruna layık bir şekilde verir.Bir eylül 1998 ıılında Kürdistan işçi partisinin tek taraflı ateş kes ilanından dolayı halk savunma kuvetleri (HPG) karari çerçevesinde arkadaşları ile beraber  Kürdüstanın değik eyaletlerine gönderilirler,ve burda halk savunma kuvetlerinde sivil hareket görevinde bulunurlar,taki 3 Aralık´ta milis”Hüseyin Altün´la Amed”bağlar semtinde kaldıklari evde hain bir ihbar sonucu operasyon yapılınca kendilerine, teslim olmaktansa onurlu bir ölümün daha evla olacağını tercih edereler ve T.C özel tim birlikleri ile akşam saat 8:00 den gece saat 11:00 kadar girdikleri çatışma neticesinde şehitler kervanına katılırlar,bu vesile ile Hilkecik yöresi ulusal kürt hareketine bir şehit hediye etmiş  olur.

 

2003 Aralik  ayinda cenazesi Amed'den yüzlerce konvoy eşliğinde Hilkeciğe getirilir ve resmi makamların engellemelerine rağmen Hilkeciğe defn edilir.Ibrahim Kılıç´ın şehit düştüğü yolda bizlerinde  mücadeleyi zaferle taclandıracağımızın sözünu onun şahsinda tüm özgürluk şehitlerine önünde eğilerek sözümüzü yeniliyoruz.

 

 

Hilkecik Serüvenini şöyle annatabiliriz unutturulmuş ve unutulmuş bir tarihin yitik insanlarıyız.

 

                         Zinar Andok Haval için bir kaç misra..

2003 yılın´da Aksaray kürtlerin ilk kürt ulusal hareketin şehiddi olan Ibrahim Kılıç “Zinar Andok´in”Amed´de şehit düşğü an kendisi için yazmış olduğum bir kaç mısra..

 

Ey heval Hilkeciğin aydınlanan ilk güneşiy'din

sanmaki seni unuttuk,senin bize vermiş

olduğun güneş zerrecikleri kalbimizde ve

yüregimizde sellere döndü.

 

Senin anın bize büyük bir mirastır,özgürluk mirasına

sahip çikacagız,bu uğurda izinde yıldızlar gibi

parlayacağız,sanmaki seni yok ettiler

seni yok eden zihniyet çokmeye mahkumdur.

 

Sen gideli Hilkeciğin heybetli kuytusunda binlerce

güneş arkanda aydinlandi,bekle arkanda

özgürlük ülkesiyle geliyoruz,

sendin bu meşaleyi yakan sendin

bu özgürlük ateşini bedenimize tutuşturan.

 

Seni hiç unutmayacağimiza söz veriyoruz,

cünki sen yüreğimizin derinliğin´de yaşiyorsun,

onürlu ve anlamlı yaşamının önünde,saygıyla eğiliyoruz.

şehitlerimizin ışıklı yolu bizimi ışıklı yolumuzdur.

 

Uğrunda şehit düştüğün mucadeleyi

zaferle taclandıracağımızın sözünu senin

şahsında tüm  özgürlük şehitlerine yineliyoruz.

 

Ömer YÜCE