Kovara Siyasî,Çandî,Hunarî,Dîrokî,û Lêkolînî ya Kurdên Anatoliya Navîn  

Ser Rupêl

Nûçe

Çand û Huner

Nivîskar

Sehîd

Kovara Veger
Aborî

Ferheng
Dîtin û Raman

Civak û Jîn

Spor

Medya

Polîtîka

Dîwanxane

Cîhan
Edîtor

Girêdan

Têkîlî

Lêkolîn
Defterê Nîvana

Album
Kurden Anatoliyên
Kurdistan
Gundên Kurdên Anatoliyên
Gundên me
Pirtûkxane
Arsîv
  
 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 


 

 

 

 


 


 

 

______________________________Cemşid Bender___________________________

 

 

 ‘HER KÜRT ANASINDAN ŞAİR DOĞAR’

 

                                                Ermeni Şair Abovian’ın Anısına

Yukarıdaki söz Ermeni  Şair Abovian’a ait. Ben Ermeni Şairin adına ve bu sözüne B. Nikitin’in Kürtler adlı eserinde rastladım.

Kürt Halkı için böylesine, içten, sempatik ve sıcak bir tanı yapan bu değerli sanatçının kimliği, hangi dönemde yaşadığı ve eserleri hakkında bilgi edinmek için büyük çaba gösterdim. Rastladığım pek çok kişiye sordum. Ancak benim yaşadığım yörelerde Ermeni Kültürü, Uygarlığı ve Edebiyatıyla ilgili belgeler az ya da hiç olmadığından girişimlerim sonuçsuz kaldı.

    Abovian’ın şiirlerini bulsam onları çevirtip yayınlamak istiyorum. Yaşadığı çağ ve zaman bile, benim için meçhul... O’nun şiirlerine kavuşmak aramızdaki zaman ve mekan engelini ortadan kaldıracak.

Üstelik Anadolu’nun kültür ve edebiyat mozayiğinde alınteri dökmüş, emek vermiş iki halkın kardeşliğini, dostluğunu yeniden yaratıp, yaşatmış olacağız. Düş kırıklıklarımızın, acılarımızın kesiştiği çizgilerde beliriveren bir kaç dize, yüreklerimize su serpecek. İnkar politikasının ve asimilasyonun hedef tahtasında 12 ye çaktığı kaderimize bakıp ‘Bu ne saçmalıktır yahu...’ deyip birbirimizi kucaklayacağız. Sonra tıkalı kanalları birlikte açmaya çalışacağız.: Şiir için, barış için, yeşermeye durmuş ağaç için, bebeler için, bir kanadı kırık uçmaya çalışan güvercin için.

    Zaman tüneline girip acıyla geçen bir yaşam adına Abovian’la konuşmak istiyorum. Anasından şair doğan her Kürt gibi o’na Lavclarımızdan örnekler sunayım. O da bana kendi halkının yarattığı güzel şiirleri okusun. Gökyüzünden kopan meteor ikimizin de başına düşmüş. Yaralıyız, örneğin! Birbirimizin yaralarını sarmaya çalışıyoruz. Yaşamak ve var olmak hakkımız. Çünkü insanız...

Silahsız, sopasız elimizde bir zeytin dalı... Önümüzde kağıt ve kalem... İsa Peygamber, iç dünyasına dolan duygu birikimyle bunalıma girdiğinde, göğüs kafesine sığdıramadığı düşüncelerini barajlamak için ‘Hıra’ dağına çıkıp ‘Yüce Tanrım, dar göğsümü genişlet’ diye yalvarmış.

    Ben de Abovian’la birlikte göğüs kafesimize sığmayan düşüncelerimizi şiirleştirmeyi düşünüyorum.

    Ermeni Şair Abovian’ın ‘her Kürt anasından Şair doğar’ sözüne dönüyorum şimdi. Bu konuda bir yakınımdan ve kendi hayatımdan örnekler verceğim.

    Benim çok yaşlı bir teyzem vardı. Adı Menicey’di. İçlerinde anamın da bulunduğu aile topluluğu, Van’ın işgale uğradığı yıllarda, yayan yapıldak Başkale’den yola çıkarak önce Halep’e sonra Adana’ya, oradan da Konya’ya gelip yerleşmişler. Menice Teyzem ailenin en büyük çocuğuydu. Çok güzel Kürtçe konuşurdu. Türkçeyi tam öğrenemeden yıllarca sonra öldü.

    Menice teyzem ölümünden kısa bir süre önce Ankara’da askerlik yapan torununu görmek için Ankara’ya gider. Garajda otobüsten inip, bir süre yürüdükten sonra II. Derece olan gözlüğünü düşürür. Önünü göremez. Yere çömelir ve ellerini uzatarak gözlüğünü aramaya başlar. Ararken de doğmaca olarak Kürtçe şiir söyler. Elbetteki söylediği türkülü şiir çok sevdiği torunu ve kaybettiği gözlüğü ile ilgilidir. Tesadüfen garajdan çıkmakta olan Doğu yöresinden, Kürtçe bilen bir milletvekili, teyzemi görür ve okuduğu şiirli türküyü bir süre dinledikten sonra gözlüğü bulur ve teyzeme verir. Sonra teyzemi evine davet eder. Ailesiyle tanıştırır ve ertesi gün de torunuyla görüştürüp, tekrar Konya’ya yolcu eder.

    Şair değilim ama iş başa düşünce ya da sürpriz bir olayla karşılaşınca, her Kürt gibi ben de duygularımı şiirle dile getiriyorum. Belki o anda söylediğimiz bu şiirlerin yaşanan bir olayı, bir tersliği, bir hoşnutsuzluğu sergilediğini anlıyorum. Bir boşalma, bir otopsikanaliz devreye giriyor.  İnsan böylece kendi iç dünyasıyla yeniden barışıyor. Olumsuzluklara karşı güç kazanıyor.

    Öykünme, kişisel eleştiri, umduğunu bulamama, düş kırıklığı ve aksilikler bu tür şiirlerin ana temasını oluşturuyor.

    Şimdi bu açıklamama uygun düşen  iki şiirimi örneklemek istiyorum.

İstanbul’da, ‘Kürt Uygarlığında Alevilik’ adlı kitabımla ilgili araştırmalarımı sürdürdüğüm sırada, tünel caddesinde tenzilatlı satış yapan bir dükkandan bir takım elbise aldım. Davetli olduğum bir geceye katılacaktım. Na varki gittiğim toplantıda yeni ceketimin iki düğmesi hiçte uygun olmayan bir anda koptu ve yere düştü. Canım sıkıldı ve dönüşte şu şiiri yazdım :

 

DÜĞME DESTANI

 

Dün bir ceket aldım, düğmesi koptu.

Lokmaya el attım, kediler kaptı.

Evim vardı, kader virane yaptı.

Sönmüş çırasını yandıramadım.

 

Gönül kabesinde baykuşlar tüner.

Unutulduk artık bizi kim anar?

Kalbimizi bir şamdan, durmadan yanar.

Yangın yeri oldum söndüremedim.

 

Gökten kasnak yağsa geçmez başıma.

Kimse yazı yazmaz mezar taşıma.

Kalmışım dünyada yalnız başıma.

Feleğin yükünü kaldıramadım.

 

Arpa eksem, buğday eksem, sel alır.

Biz yavan alırız, eller bal alır.

Ocak yaksam, ateşini yel alır.

Kaşığı çorbaya daldıramadım.

 

Ellerim uzandı karanlıklara.

Aradım ışığı düşerken dara.

Ben deyim bir yara, sen de bin yara.

Merhemi yarama sürdüremedim.

 

Gitmedi şansımız böylece yaver

Sürümüz kalmadı, ne bir tek davar

Çevremiz kapalı, sanki dört duvar

Canımı dışarı aldıramadım.

 

Cemşid’in çilesi bitesi değil.

Yokluğun-varlığın ötesi değil.

Olan olur, kimsenin hatası değil

Alın yazısını sildiremedim.

 

    İstanbul’dayken, geçim kaynağım olan emekli maaşımı, banka şubesine başka bir kentten telefonla getirtiyordum. Maaşımı almak için bankaya gittiğimde memur, herhalde dil alışkanlığı ‘Ne kadar çekeceksiniz?’ diye sordu. Güldüm, ‘Ver hepsini’ dedim. Otele dönünce şu şiiri yazdım :

 

ÖLÜRSEK EĞER YETMEZ Kİ MAAŞ

 

Bankaya gittim maaş almaya

Memur sordu ne kadar diye

Borçlar toplandı kalmazdı para

Ver hepsini dedim yetmezki maaş?

 

Banka bir orman biz ise avız

Çakacak çakmağa hazır bir kavız

Açlık, koşan bir attır yağız

Giderimiz pek çok, yetmez ki maaş.

 

Bir yıl oldu kardaş içmedim rakı

Almadım kızıma tek bir tek takı

Aşıma değmedi yumurta akı

Tavamız paslandı yetmez ki maaş.

 

Karınca yuvasına taşıdık göçü

Ufaldı gövdemiz döktürdük saçı

Aklın kapısından kaçırdık keçi

Tutalım desek de yetmez ki maaş.

 

Bir kefen için gerekir para

Mezara isterler binlerce lira

Gelmesin sakın ha bizlere sıra

Gelirse sıramız yetmez ki maaş.

 

 Cemşid Bender

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kovara Veger copyright © 2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Nivîskar

Ahmet Gezer

Mehmet Şeker

Ibrahim Ibrahim

Hasan Hüseyin Deveci

Ömer Yüce

Murat Alpavut

Mehmet Bozdağ

Mûrûvet Y Cacim

Ishak Köylü

Adem Karaçoban

M.Salih Dalini

Cemşid Bender

 
 

 

 

 

 

 

 

 
 

 

 

 
 

 

 

 
 
   
 
 

 

 

 

 
 
 
 

 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 


     

       Kovara Veger copyright © 2003 - 2006