|

__________________________________Adem
Karaçoban_______________________________
Işte kardeşlik
anlayışı ve
Kürtler
Bundan önceki
yazımda
Kardeşlik konusu
hakkında
yazacağımı
belirtmiştim.
Bunu düşünürken
Demokratik
Konfederalizm
Önderi Sayın
Abdullah
Öcalanın 15
Ağustos 2003
tarihinde '
Türkiye Halkına
ve Sorumlu
Yöneticilerine '
yazdığı ve
içerik olarak
Türk-Kürt
halkının
kardeşliğinin
yer aldığı
mektubu olduğu
gibi sizlere
sunmayı dahada
uygun buldum.
TÜRKİYE
HALKINA VE
SORUMLU
YÖNETİCİLERİNE
Denizlerin,
Mahirlerin
anısına ve
mücadelelerine
bağlılığın
gereği olarak
Türkiye halkına
ve sorumlu
yöneticilerine
bu mektubu
yazıyorum.
Denizlerin idam
sehpasında
söyledikleri son
sözleri bizim
mücadelemizin de
özünü
oluşturmaktadır.
Türk ve Kürt
halkının
kardeşliğini
esas alarak,
Türk halkının en
değerli
evlatları olan
mücadele
arkadaşlarımla
birlikte yola
çıktık. Mücadele
gerekçemiz ve
çıkışımızın
özünde kardeşlik
ve onurlu, özgür
birliktelik yer
almaktadır.
İmralı Tek
Kişilik
Cezaevinin ağır
tecrit
koşullarında da
ilk çıkışımızın
özüne bağlı
olarak barış ve
demokratik
çözümü
geliştiriyor ve
savunuyorum.
Türkiye,
bütün bir
cumhuriyet
tarihinin en
önemli ve kritik
dönemecinden
geçiyor. Şu ana
kadar ki yönetim
mantığının
ülkeyi getirdiği
nokta biliniyor.
1950’lerden
sonra ABD’ye
dayalı gelişen
oligarşinin
sonuçları
ortadadır, Türk
halkını ahlaki
çöküntüye,
yozlaşmaya,
tüketim
toplumuna
itmiştir.
Ekonomi, sosyal
yapı en sonunda
iflas etmiştir.
1980’lerden
sonra 12
Eylül’de de
etnik ve dini
milliyetçilik
geliştirilmeye
çalışılmıştır.
Ancak aradan
geçen uzun ve
zor yıllar bunun
bir çözüm ve
kurtuluş
olamayacağını
ortaya
koymuştur. Bugün
de çok tehlikeli
bir Türk
milliyetçiliği
gelişiyor. Bu
Türkiye’ye
kaybettirir.
Enver Paşa nasıl
ki Osmanlı’ya
kaybettirdi, bu
yeni milliyetçi
çizgi de
kaybettirecektir.
Ecevit, Bahçeli,
AKP çizgisi
Enver Paşa
çizgisidir. Yeni
Osmancılıktır.
Mustafa Kemal
çizgisine sahip
çıktığını
söyleyenlerin de
maddi-manevi alt
yapılarının
eksik olduğu
görülüyor.
Kemalizme hangi
siyasi çizgi ile
sahip çıktıkları
belli değildir.
Mustafa Kemal,
çözümü 1920’ler
de geliştirmeye
çalıştı. Biz iki
binlerde bunu
yapmaya
çalışıyoruz.
İngilizlerin
1925’lerde
geliştirmeye
çalıştıkları
isyan ettirme ve
bastırma
siyaseti
üzerinden Musul
ve Kerkük’ü
aldıkları
biliniyor,
bugünde aynı
siyasal gelenek
karşılıklı
milliyetçiliği
kışkırtarak,
halkları
çatıştırarak
Ortadoğu’yu
kendi denetimine
almak istiyor,
bir kez daha
aynı oyuna
düşmemek tüm
sorumlu
yöneticilerin
tavrı olmalıdır.
Savunmalarımda
barış ve
demokratik çözüm
çizgisini ortaya
koydum.
Soruşturma
sürecinde bile
Türkiye
çözümünden yana
olduğumu
söyledim. Bana
bağlı olan
silahlı güçlerin
Türkiye
sınırları dışına
çıkması için
yaptığım çağrı
etkili oldu ve
üç ayda şiddeti
durdurdum. Her
türlü kışkırtma,
provokasyon ve
tehlikeye rağmen
beş yıla yakın
bir süredir
herhangi ciddi
bir çatışma
yaşanmamasının
esas nedeni,
geliştirdiğim
çağrılar
olmuştur. Bundan
sonrası için de
barış ve
demokratik
çizgide ısrarlı
ve kararlıyım
ancak tek
taraflı
adımlarla kalıcı
bir çözümün
gelişmeyeceği de
ortadadır.
Türkiye halkına
ve sorumlu
yöneticilerine
barışı
geliştirme ve
adım atılmasını
sağlamada büyük
roller düşüyor.
Devlet,
demokratik
açılımların
önünü açık
tutarsa
demokratik çözüm
gelişirse bu
Türkiye’yi iç de
ve dışta
büyütür.
Evrensel hukuk
normlarının
egemen olduğu,
demokrasinin
tutarlı
uygulandığı,
demokratik hukuk
adımlarının
atılacağı yeni
bir sürecin
önünü açar.
Baskı, inkar,
imha gelişirse
yeniden meşru
savunma durumu
gerçekleşecektir.
Ben şu anda
doğru bir tavır
almazsam süreç
zora girer. PKK
dağda kaldıkça
savaş olur. PKK
deneyim kazandı,
daha da
güçlendi.
Oldukça gergin
bir süreçteyiz.
Bunun önüne
geçmek
istiyorum.
Yaşadığım
ölümden daha
ağır ve zor
koşullarda bile
çözüme yönelik
pek çok öneri
geliştirdim.
Toplumsal barış
ve demokratik
katılım yasaları
çıkarılarak
cezaevlerinde,
dağda ve
sürgünde bulunan
binlerce insanın
toplumsal yaşama
katılmasının
gerektiğini
belirttim. Hatta
eğer konumum
zorluyorsa, bir
süre sürgüne
gidebileceğimi
ifade ettim. Ben
sürgünü de kabul
edecek biri
değilim, sonuna
kadar
direnişçiyim.
Sadece çözüm
için bunun
tartışılmasını
istedim. Yine
çözüme dönük iki
komitenin
kurulmasını ve
çalışmasını
önerdim.
Birinci komiteyi;
Hakikat, Adalet
ve Af Komisyonu
olarak
tanımladım.
İçinde
Türkiye’nin en
seçkin aydınları,
insan hakları
savunucuları,
hukukçuları,
eski
siyasetçileri,
edebiyatçıları
hatta eski
bürokratların
yer alacağı bu
komite, 30-35
yıllık şiddet
olgusunun iç
yüzünü açığa
çıkarabilir. İki
tarafın da
bilançosunu,
nedenlerini
açığa
çıkaracaklar ve
çözüm
önerilerini
geliştirecekler.
İkinci komite
ise diyalog ve
çözüm komitesi
olabilir. Bu
komite öz olarak
politik çözümü
geliştirecektir.
Her kesimden
insanların yer
alacağı bir
komite olması
süreci
hızlandıracaktır.
Bu önerilerimin
barışın
kalıcılaşması
için halen de
temel olduğunu
düşünüyorum.
Ancak AKP
hükümetinin,
Türkiye’nin
geleceğini
tehlikeye atan
politikalarında
ısrarı
sürmektedir. Tüm
barış
çabalarımıza
cevap olarak
geliştirdikleri,
"Eve Dönüş
Yasası"
pişmanlık
mantığını
aşamamış, olsa
olsa "Dağa Dönüş"
yasası olmuştur.
Bu politikalar
barışı değil
savaşı,
kardeşliği değil
yeni
düşmanlıkları
yaratmaktan
başka bir şeye
hizmet
etmeyecektir.
Herkesi bu
konuda anlayış,
ciddiyet ve
sorumluluğa
davet ediyorum.
Bir kez daha tek
cümle ile
Kürtlerin asgari
taleplerini
belirtiyorum.
Devrimci
cumhuriyet
içinde Kürt
varlığının
korunması, Kürt
Kültür
varlığının
korunması ve
özgürlüğünün
tanınması,
özgürlüklerinin
önündeki yasal
engellerin
kaldırılması,
cumhuriyetin
sağlam bir halk
gücü haline
getirilmesi ve
demokratik
cumhuriyet
temelinde bunun
yaratılması.
Bunu on maddelik
bir
deklârasyonla,
bir çözüm paketi
olarak ortaya
koydum. Bu
Türkiye’ye
ekonomik, siyasi,
askeri açıdan da
inanılmaz
kazandıracaktır.
Biz özgürce
birlikte
yaşamaya
mahkumuz. Kürt
Türk’e, Türk
Kürde muhtaçtır.
Demokratik
uzlaşı ve barış
yolu Kürt’ten
çok Türk’e
lazımdır.
Sorunların
çözümünü hep
devletten
bekleyen
yaklaşımı da
doğru bulmuyorum.
Türkiye’nin tüm
sivil
oluşumlarının
birliğiyle
çözümün temel
gücünün
yaratılacağına
inanıyorum.
Bunun için de
Demokratik
Ekolojik Toplum
Koordinasyonunu
kurulmasını
öneriyor ve
destekliyorum.
Türkiye’de doğru
ve ciddi bir
liderliğin
olmamasını
önemli bir sorun
olarak görüyorum,
Türkiye’nin buna
ihtiyacı var.
Bunun için blok
tarzı siyasal
birlikteliklerin
gelişebileceğini
düşünüyorum.
Herkesi bir
kurum gibi
çalışmaya davet
ediyorum.
Demokratik
cumhuriyet
temelinde birlik
bütünlük
istiyoruz.
Türkiye halkı
şunu bilmelidir,
dışa karşı hep
Türkiye’nin
yanındayız. İçte
ise özgür
birliktelik
diyoruz.
Özgürlüğü
yaşamımın temel
felsefesi ve
vazgeçilmez
öğesi olarak
alıyorum. Bu
nedenle hep, Ya
özgür yaşam ya
da hiç yaşamamak
diyorum.
Bu mesajımı
Denizlerin,
Mahirlerin,
Hakilerin,
Kemallerin ve
İbrahimlerin
şahsında
Türkiye’li
devrimcilerin
anısı adıyorum.
B u coğrafyada
bin yıldır
birlikte
yaşayan, tarihin
derinliklerinde
bütün zor
dönemleri
birlikte aşmış,
cumhuriyeti
birlikte kurmuş
iki kardeş
halkın onurlu,
özgür ve
demokratik
birliğinin
yaratılacağına
olan inancımla
sizleri
selamlıyorum. 15
AĞUSTOS 2003
ABDULLAH
ÖCALAN
TEK KİŞİLİK
İMRALI KAPALI
CEZAEVİ
15 AĞUSTOS
2003
Adem
Karaçoban
23.10.06
Merhaba <<<
10-09-06
Copyright ©
Kovara Veger |